liderlik-icin-etik-arayisi
Liderlik İçin Etik Arayışı

Liderlik İçin Etik Arayışı

865 Tıklama
29 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Dünya, doğal bütün farklılıklara rağmen bir aynılaştırma kültürünün etkisiyle karşı karşıyadır. Liderlik bunlardan birisidir. Eğer yönetimde ve değişimde bir aynılaştırma sağlanır ise diğerleri de kendi içlerinde kolaylıkla düzenlenebilecektir.

İşin doğasına bakılır ise üzerinde durulabilecek değerdeki liderlerin her biri “öznel” bir öyküyle ön plana çıkarlar ve tartışmalar buradan alınabilecek derslerle ilgilidir. Özellikle işletmecilerin düşüncelerinde bu yönlü bir çaba vardır. Fordizm’in F. W. Taylor ile ilgili bağını biliriz. II. Dünya Savaşı sonrası hakim olan Peter Drucker öğretisi ortaya çıktı. Jim Collins’in çok sayıda şirketi tarayıp günümüzün modern anlayışına ortak noktalarda açıklık getirdiği kabul edildi. Bugün ise Steve Jobs’ın tecrübesi didik didik ediliyor.

Çatışmanın, politikanın ve bilimsel alanın liderleri bir başka önem taşır. Sezar, Cengiz Han, Napolyon, Lincoln, Churchill, Atatürk, Gandi, Kissinger, Einstein, vs. Liderlik kavramı her bir lider için fiil olarak da ön plana çıkarılır hale gelmiştir. Bu tartışmada amacımız yöneticiliği tanımlamak değildir, lider gibi yönetmenin farklılıklarını idrak edebilmek ve konuya ilişkin az da olsa bir takım etik olgulardan bahsedebilmektir.

Tarihte bilinen bir örnek var: Camoka kan kardeşine, “Gök Tanrı seni seçti, ben çekiliyorum…” der ve meydanı Cengiz’e bırakır. Bir daha tarih; “Eğer Camoka, Cengiz ile dövüşseydi ve onu yense idi, belki de Cengiz’in devletinden daha kalıcı bir ülke kurulacaktı,” diye düşünmez. Böyle bir sonucu bilebilmek mümkün mü? Cengiz’in bir tanrı tarafından seçildiğini Camoka nasıl ileri sürer? Bu fikir ne kadar doğrudur veya bunun doğruluğunu nereden teyit edebiliriz? Bugün tartışılan Steve Jobs seçilmiş midir, eğitilmiş midir, şartlar onu bu noktalara mı taşımıştır, her şey rasgele mi olmuştur?.. Burada üzerinde durulması gereken asıl konu nedir?

Eğer bir modern çağdan bahsediyorsak, bunun içinde gelişen anlayışlarla üzeri çizilen konulara dönük açıklamalar bir “modern lideri” mi tarif eder? Modern anlayışın kavramları neden bir belirginleştirilmiş liderlik tanımı ister. Bunun için ilk bazı “kavram” akışlarından söz edelim, ancak yanlarına modern için “m” harfiyle, sürekli için “s” harfiyle ne durumda olduğunu da belirtelim: Motivasyon (s), network (m), yazılım (m), dijital (m), internet (m), robot (m), bilişim (m), mikro/nano/piko (m), biyo-genetik (m), ileri fizik (m), teknolojik (s), sinerji (s), işbirliği ve koordinasyon (s), organizasyon (s), insan (s), süreç (s), etkinlik (s), tasarruf (s), verimlilik (s), kaynak kullanımı (s), hedef verme (s), ürün/çıktı (s), prensip/standart/anlayış/metot (s), değişim/gelişme (s), kurtarma (s), operasyon (s), strateji (s), ekip (s), ikna (s), eğitme (s), yönetme (s).

Diğer yandan örnek bir liderdeki açıklamaları alt alta dizin, yaklaşık olarak şunları görürsünüz: Kendine özgü, yaratıcı, alanını belirginleştirmiş, riske girmekten korkmayan, geliştiren, değiştiren, inisiyatif alan, iyi gözlemci, güven veren, ileri görüşlü, neden ve niçin sorularıyla ilgilenen, etrafını iyi gözlemleyen, vizyon sunan, tutkulu kılan, sıradanlığa boyun eğmeyen, kabul görecek doğruyu yapmaya yönelen, çabuk öğrenen ve ekibine öğreten, güç veren, teşvik eden, örnek olan ve yeni bir kültür oluşturan liderdir dersiniz. Bu eski çağlarda da böyle değil miydi?

Eğer bu genelleme ifadesi olan cümleyi örneğin moleküler tıp konusunda lazerle çalışan yeni bir tanı cihazını yaratan firma ile ilişkilendiriyorsanız, günümüzde sıradan kalacaktır. Buna karşılık, tıbbi türden bilgiyi organlara yerleştirilmiş sensörlerden alan ve kendiliğinden ölçüp biçen, ona göre ilaç adını ve dozunu sabah kalkar kalkmaz akıllı telefona mesajla ileten bir sistemi geliştirip uygun fiyatla piyasaya süren bir şirketin yöneticisi, haliyle modern bir işin lideri olarak tanımlanacaktır. Böyle bir şirkette belli anlayışlar da kendi karakterine uygun gelişir ve sonra diğerlerine örnek kabul edilir. Başka bir durumda ise; aynı sektörde rekabet edenler için bu tecrübeler değerlendirilmesi gereken bir veri anlamındadır. Her tecrübeyle ortaya çıkan veri, rekabet edenler arasında diğerinin üzerinden aşması için kullanılabileceği türden bilgileri içerir. İşin doğasında böyle bir düzen vardır.

Teori üretenlerin belli bir hastalığına bakarak şunu söylemeliyiz: Yukarıda sıraladığımız özelliklerin “şurası az, burası çok…” şeklindeki derecelendirmeleri de herhangi bir önem taşımaz. Çünkü soyut ve içinde belirsizlik özelliği saklı işlerde ısmarlama bir tarz oluşturulamaz. Örneğin Amerikan modelinde lider çok iyi kayıt tutmayı önemsemezken, Alman modelinde lider ciddi kayıt tutar, deyip bunun belirleyici taraflarını teoride ortaya koymak çok önemli bir kazanç ifadesi olmayacaktır. Bu dünyaya Alman kökenli Bosch da gereklidir, Amerikan kökenli Facebook da… Yeter ki iş doğru olsun! İşi kuranların kimliklerini ve liderliklerini bir yana bırakın, bir servet edinip edinmediklerine de bakmayın, sizce insanlık için hangi iş daha yararlı?

Bu tarzda teori oluşturmaya çabalayanlar kendilerince önemli olan sözcükleri de beraberlerinde taşırlar ve sıkışınca bir yer bulup kullanıverirler. Şöyle ki: Karizmatik, doğal, obsesif, tutkulu, sezgileri yüksek… Soyut ama çok açıklayıcı “özel” anlatımları belli isimleri analiz ederseniz bulabilirsiniz. Peki, bunları nasıl yaratabilirsiniz? Piyasada meyve veren bir Jobs ağacı var da zaman zaman ihtiyacı olanlar gidip oradan bir tane koparıyor mu?

“Bana hem sigara içmeyen hem de en kazançlı kağıtları ilk önce satın alan bir lider bulun,” benzeri bir ısmarlamayla nereye ulaşabilirsiniz ki? İnsan kaynakları uzmanısınız, şirketinize bir yönetici arıyorsunuz, müracaat edenlerin içinde Steve Jobs’mı arayacaksınız? Hiç böyle bir şey yapmayın! En başta bu yaptığınız etik olmaz.

Eğer bir lider yukarıda listelediklerimizden bir kısmıyla dahi çevresinde öne çıkıyor ise liderlik etmiş olur. Örneğin biri ortaya çıkar da etrafındakileri ikna eder, kaynakları etkin kullanır/kullandırır, yenilik yaratacak fikri ortaya koyar/koydurur, ekip oluşturur, onları eğitir, belirli bir anlayış, standart, prensip ortaya koyar ve belirgin farklı olan bir sonuç elde ederse, bu diğerlerine göre liderlik vasfında öne çıkmak anlamındadır. Modern olmak zamana, zemine ve şartlara bağlıdır. Eğer kavramlardan modern olanı işin içine ilave edersek, oraya çıkmış olan da bir modern liderdir ve yöntemi de yapılan işe bağlı oluşmuştur. Bu sadece kendimize göre bir ifadedir, bence çok da anlamı yoktur. Ürün ne, kaynaklar ne, anlayış ne, metot ne?.. Öncekine göre yeni ise elbette moderndir. Rakipten yararlanıldı ise bu da çok normaldir. İlk yapılan hemen ikincisi de yapılacağından dolayı önemlidir.

Yukarıdaki açıklamada, “… biri ortaya çıkar…” şeklinde ifade ettim. “Çıkarılır…” demek ise ayrı bir konudur. Çünkü burada, alanı ne olursa olsun (savaş, barış, çevre, teknoloji, yönetim, politika…), ortaya çıkmış ve kendini meydana getirdiği farkla göstermiş bir liderlerden, dahası bir insanoğlundan bahsediliyor.

Eğer ABD Başkanı Obama veya İngiltere Başbakanı Cameron’dan bahsediyorsak, onlar sanki biraz “ortaya çıkarılmışlar” sınıfındandır. Onların da yaptıkları liderlik etmektir. Ancak bizler, kendiliğinden ve doğal şartlarında olana, durumu değiştirene, belirli bir sonucu konu edebileceğimiz ve farkı tartışabileceğimiz olana bakıyoruz. Onun için belli örneklerden söz ediliyor. Amaç; ne Steve, ne Apple, ne de teknoloji?

Dünyada popüler lider okulları var. Bu okullardan mezun olmak demek, iyi bir kariyer için gösterişli adım atmak demek olabilir. İyi de, belli isimlerden çıkarılan sonuçların buralarda anlatılması neyi standartlaştırır? Eğitim ve kursların yararı aranıyorsa eğer; bireyin direncinin artırılmasına, kendi sorunlarını bulup aşabilmesi için ipuçları verilmesine, ekip çalışmasının pekiştirilmesine ve zor problemlerin çözümüne dayalı egzersizler yapılmasına dayalı konular işe yarardır. Hiç kimseye olamayacağı farklı bir rol verilemez.

Eğer; “konu sadece bu kadardır; kapitalizm her şeyin ilacıdır, çok iyi liderler kapitalizmle beslenir; modern olan en doğrudur ve bundan böyle olacak olan budur; liderlik konusunda belirginleştiren akademik anlayış yeterince hak eden övgüye ulaşmıştır; Collins modern liderliği tarif etmiş ve herkes buna göre durumunu gözden geçirsin; lider olmak istiyorsanız Steve çok iyi bir örnektir; liderlikten bahsediyorsak Anglo Sakson model en iyisidir…” dersek etik açıdan bir takım sorunlar olduğunu baştan kabul etmiş oluruz. Eğer şu koca dünyayı bir ucundan tutup, herkesi aynı yönde şartlandırmaya kalkışırsak, bu cılız bir iddianın ötesine geçemez.

Örneğin; “dünyada süper bir teknoloji lideri olmak için gayrimeşru dünyaya gelmek zorundasın, ailen fakir olmak zorunda, kötü bir eğitimden geçmelisin, yeni yetmeyken yanlış işler denemelisin…” gibi öğütler verilmesi, ne derece mantıklı olur? Böyle bir şey ne derece ciddidir? Ama akademisyenler birilerinin analizini yaparlarken bu tür konuların altını çiziyorlar.

Ben şunu anlıyorum: Kitaplarda belli tanımlar olmalı, derslerde birileri anlatacak konu bulmalı, değil mi? Okullarda bunlar ders olmalı belki, ama ısmarlama bir dünyayı değiştiren adam fabrikasyon şekilde imal edilebilir mi? Öyleyse söyleyin; bir asır sonra kim neyi değiştirecek?

Bir şekilde şirket sahibi oldunuz veya üst düzey yönetici olarak işe alındınız. Çok yararlı, uzun soluklu, kazanan bir ürünle piyasaya çıkmak istiyorsunuz. Ne yaparsınız? Ben lider değilim diyemezsiniz. Lider olmadan ürünü piyasaya sürmek yanlış olur da diyemezsiniz. O halde bu yazıda biz de bir süreliğine standardize edilmeye çalışılmış liderlik konularını bir yana koyalım. İşiniz şirkette “kendiniz olarak” liderlik etmektir. Adınız Ahmet ise Ahmet’tir, Mehmet eşiti olamazsınız. Başkalarının elbisesini giyip onun gibi olmaya çabalarsanız, bu ne siz olmak ne de o olmak demektir.

Şimdi bana şunu iddia edeceksiniz: “En azından günümüzün beşeri değerlerine, ürünlerin kendine özgü taşıdığı karaktere ve benzeri gelişmiş tanımlamalara uygun bir modelle, kabul görecek bir mesai anlayışı uygulayalım. Bunu savunmak için örnek kişiliklerin uygulamalarını gözden geçirmek ve analiz etmek yararlıdır… İşte yapılan da budur.” Öyle!..

Geçmişte kravatlı, traşlı, düdükle masasına oturan ve düdükle kalkan çalışanların varlığına bugün gülerek bakmak bize ne kazandırır? “Şimdi terlik giyerek işe geliniyor, mesaide iş yerine gitmeden bile üretken olunabiliyor, bu modern tarzdır, herkes böyle uygulasın…” demek, gelecek için ne yarar sağlayabilir? Belirleyici olan, iş yönetimine böylesine bir gözle bakmak mıdır? Hiç yoktan iyidir mi diyoruz? O zaman bu da kısır bir bakış değil midir?

Buralardan teori üretmek, büyük bir iş yapmış olmak demek değildir. Benim otuz yıl önce öğrendiklerimle şimdikiler arasındaki fark onda bir kadardır. İşin içinde esas olan ne ise, o değişmemiştir. Amaç mağara devri insanına dönmek olmadığına göre, haliyle çağın icaplarına uyulacaktır.

Ölçülebilir değerler mi oluşturmak istiyorsunuz; bu bir sonraki liderin zamanına kadar geçerli olacaktır. Bu lider olmak isteyenin işine zaten yaramaz. Lider olmayanları benzerleri kılarak bir standarda zorlar. Çoğu değişim yaratmış özel kişiler kendilerinin başarılı olduklarını bile anlamadan bir şekilde ömürlerini tamamlıyorlar. Onlar lider olduklarını bile bilmiyorlar. Vincent Van Gogh gibi resimlerinin para ettiğini, eğer mümkünse toprağın altında öğrenebiliyorlar.

Şimdi de etik tespitlerimizi listeleyebiliriz:

  • Lider gerçek bir sürprizin ta kendisidir. O eski tabir geçerlidir: “Lider yüz yılda bir çıkar ve nereden çıkacağı da bilinemez!” Liderlerin hiç biri diğerine benzemez ve örnek teşkil etmez.
  • Bir iddiayı teorik yapacağım derken, söylenmemesi gereken tezleri “aralarda” veya “yanı sıra” anlayışlarla ileri sürüp bırakmak kabul edilemez.
  • “Kapitalizmin atalarının kültürüne yatkın anlayıştakiler çok kazandırıyor…” denerek şirketin başına İtalyan, Alman, Japon, Anglo-Sakson veya Yahudi birini getirmek demek, diğerlerine haksızlıktır.
  • Küresel, kapitalist, liberal mantık ile aynılaşma sürecine giren dünya, liderini de aynılaştırarak yaşamı bir dayatma haline dönüştüremez.
  • Aslında bu tür tasarlanmış çabalar; insanlık için yeni, farklı, belki de yanlıştan döndürecek türden fikirlerin çıkmasına da engeldir. Böyle bir “yanlış” kasıtlı yapılıyor ise vay insanlığın geleceğine!

Aranan şey ne? Eğer bir tanrı (!), kral, imparator, hükümdar olmak için hazır bir yol aranıyor ise bu biraz zor. Egemen, sömürgeci, çok para kazanan, küresel pazarı ele geçiren olunacaksa; iş ve politika hayatına post-kapitalist, neo-liberalist bakıp fark yaratılacaksa; ilgilenilen şey kudret sahibi olmak veya olanı bulup işe almak, her ne pahasına onu çalıştırmaksa; zaten bütün dünyada bu iş ayrı bir rekabet alanıdır. Küresel güçlerin liderlerini yaratıp, onları kontrol etmek, kendileri geri planda kalıp kudret sahibi olmaya devam etmek söz konusuysa, bunda garipsenecek bir şey olamaz.

Eğer sizden biri acaba ben aralardan çıkıp çok çabuk para, şirket, güç, kudret sahibi olup, sonra da küresel güç odağı halinde olmaya adayım diyorsanız, bu durumda gerçeği kabul etseniz de, etmeseniz de tanrı vergisiyle bir başlangıç yapamadığınızı kendiniz de teyit etmişsinizdir. Harvard Business School gibi yerlerden bazı ipuçları öğrenebilirsiniz. Çünkü orası bir aynılaştırmanın kütüğünü de tutmaktadır. Amaca ulaşırsınız veya ulaşamazsınız, o size kalmış bir şey… Ama kaydınız varsa bile bu yeterli görülebilir. Onun için yine bir bedel yatırmanız gerekecektir.

Gizemli, sır sahibi, seçilmiş, farklı olma duygusu gençlere bir şekilde öğretilmeye çalışılıyor. Bunlar bile küresel kapitalizmin motivasyon seanslarıdır. Fortune gibi dergiler ve diğer öne çıkarılması gerekenleri işleyen basın organları, televizyon, medya bu işte önemli bir işlev görmektedirler.

İnsanlık tarih boyunca kendiyle yarıştı, bu böyle bir şey!… Ben bir yerde şöyle bir soru sormuştum: “İnsanlık bu noktaya on değil de elli bin yılda gelse idi; bu gün biz ne kaybetmiş olurduk, ne kazanmış olurduk? Neyi mukayese eder bilebilirdik ki?” Yani çok hızlı hareket etmek, süreçleri ve bunu işletecek insanları sürekli kamçılamak kimin işine geliyor, ne pahasına biz böyle bir arayışı savunur oluyoruz? İhtiras sahibi bir dünya anlayışı; ne kazanır, ne kaybeder? İlerideki çocuklarınızı düşünerek bir cevap verin. Unutmayalım, zorlamayla elde edilecek bir şey insanlığa ve çevreye yarardan çok zarar verebilir!

Sümer, Akad veya Hitit dönemi krallarından mı olmak isteniyor? Antik Yunan tanrılarından mı? Büyük İskender gibi mi olmak isteniyor? Yoksa günümüzün CEO’larından mı olunmalı? Bu seçkin yöneticiler alınır satılırlar mı, bir pazarları var mı?

Bu dünyada bazen bir peygamber olmak bile ne denli zor bir işti! Biri, “Ben yapamıyorum, bu görevi benden al artık…” diye yakınmıştı. Diğeri memleketinden kovuldu, başkası tahtaya çivilenmeye çalışıldı, Hz. Muhammed (s.a.s.) ise pratikte “Ben size ahlaklı olmayı hatırlatacağım…” dediği için taşlandı… İşin ucunda hep bir çıkar çatışması vardı, bu değerli şahsiyetler birilerinin nasırına basıyorlardı, yeni bir düzen talep ediyorlardı. Gördükleri karşılıklar da insanın doğal olan iç dünyasından çıkmaktaydı. Peki, sizce bu işin etik yönü nerede?

Benim iddiam şu: Yarın için büyük değişim yapacak lideri ve mesai anlayışını bugünden söylemeniz mümkün, ama bu ne yarının gerçek liderini ne de iş anlayışını tarif etmek anlamına gelir. “Bu fikir en iyisidir…” türünden belirleyicilik iddiaları da etik olmanın ötesindedir. “En iyi” de ne demek?

Eğer lider olmak istiyorsanız, bence çıkarılması gereken en büyük ders şudur: Bütün mesele “referansı doğru” olan bir kültür içinde ve aynı bağlamlı kişisel çabada yetişmeyi gerektirir. Referansınız doğru mu? Bu soruyu sürekli kendinize sormalısınız. Emin olun ve zannetmeyin. Ne zaman, nerede, hangi şartlarda, kime, nasıl, ne maksatla, ne anlatacağınız konusunu belirlemiş olmanız gerekir. İkna edebilmeli, eğitebilmeli ve kolaylaştırıcı olabilmelisiniz. İnsani değerlerle çevre koşullarını gözetmekten vaz geçmemelisiniz. Sorumluluk duyarak iş yapmalısınız. Sorumluluk duyan elbette etrafına uyumlu olandır. Liderlik edip-etmemek, başka algılarla ve etkileşimlerle ilgilidir. Belki sonradan size “iyi liderdi” diyenler çıkabilir, siz bununla ilgilenmeyin. Eğer Tanrı (!) sizi seçti ise bunu siz de engelleyemezsiniz.

Farklı ve ileri düşünmüyorsanız asla bir lider olmanız mümkün değildir! En azından benim burada sözünü ettiğim farklılık, işletmecileri eleştirmemdir ve ileri olan ise, referansına güvenilmeyeceklerin menzilinin ciddiye alınmamasını iddia etmemdir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Varlık Paradsız Olmaz

DİĞER YAZI

İnsanlığın Stratejileri

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka