onurlu-olmak
Onurlu Olmak

Onurlu Olmak

1467 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Toplumumuzda “onur” ve “onurlu olmak” hakkında çokça düşünce ve deyiş vardır. Biz burada onur, şeref, haysiyet, izzetinefis konusuna daha yakından bakacağız. Ben onuru kısaca, “insanın kendinden emin olmasıdır,” şeklinde tanımlamaktayım. Çünkü kendimizden eminsek gerisi tamamdır! Ama nasıl?

Çünkü onur; şeref, saygınlık, namus, güven gibi değerlere karşılık gelir. Eğer birey kendi kendine bir muhasebe yaparsa, bilindik anlatımla, akşam yastığa başını koyunca, yaptıklarından ve söylediklerinden emin ise, kendine güvenecek bir sonuç elde ediyorsa maksat hasıl olmuş demektir.

Madem ki onur nefs ile ilgilidir, biz bu yönüyle de konuyu önemsemeliyiz. Zira bir kısmıyla nefs, Lacan’ın “itki” diye tanımladığı, benim “kötü dürtü” olarak işaret ettiğim, insan doğasıyla ilgili tutum ve davranışlar hakkındadır. Nefsten dolayı ortada, çok özel ve aşırı isteklerden haz duyma, iradeyi zayıflatacak türden isteklilik, tatmin olmamaktan mutluluk duyma vardır. Birey bütün bunları bilinçaltına atıp istemli veya istemsiz davranışlarla ortaya çıkarmaktadır. Esasen birey için hedeflenenin sahiplenmesi veya sahiplenmemesi önemli değildir. Bu nokta önemlidir. Çünkü sorumsuzlukların ve ciddiyetsizliklerin bir çok ortaya çıkış nedeni bu cümledendir.

Yine basit bir tarifle, kendi çıkarlarını başkalarının çıkarlarının üzerinde gören onursuzdur. Bu yapı ile bakılırsa onur çok anlamlı bir yumak içinde anlatılmalıdır: Ahlak, vicdan, saygı, sorumluluk, ciddiyet, disiplin ve bütünüyle adalet.

Öyleyse daha davranışlar ortaya çıkmadan, iradi olan ve kararları vermeden önce sorumluluğu üslenen bir iç muhakeme sürecinin zaruretinden bahsetmemiz gerekecektir. Bu kültürel geleneklerle, vicdanla, mantıkla ve ahlakilikle alakalıdır.

Kültürel yapıda bir inceleme yapılır ise Müslüman toplumların içinde de, kendi gelenekleriyle ortaya çıkan değerleri gereği bazı davranışlar baskın çıkabilecektir. Ayrıca Müslümanlar için nefsin terbiye edilip edilmediği hususu önemli bir işlevdir.

Mantık, akılla ilgilidir. Aklın işletilmesi içindeki iradeye hükmeden bilgi[1] ile ölçüttür. Niteliksiz bilgiye sahip olan da aklı işletir, diğeri de. Sonuçta aklını kullandığını düşünen iki örnek bireyden hangisi daha çok karara esas olan güvenilir bilgi ve sağlam kanıt kullandı ise, onun dediği üste çıkar. Kulaktan duyma bilgilerle yaşayan toplumlarda akıl vardır, ama içinde bilgi yeterli ve tatmin edici değildir. Bütün bunlar sonucunda salt mantıksal bir süzgece dayalı onur ifadesinde bulunacak bireyin durumunda gayet net bir sonuç belirlenebilir: Cahillik onursuzluk için önemli bir sebeptir. Okumuşun da cahil olabileceğini unutmayalım!

Konuyu sadece mantıkla bağlamamızın nedeni az ama öz bilgiye sahip olanların kullandıkları iradeden emin davranış gösterebilmeleridir. Konuyu ahlakilik ve vicdan ile bundan dolayı ördük. Yani az bilgili ama ilkeli biri de emin olunan biri olabilir. Yeter ki iç muhasebesinde sürekli onurlu olma isteği öncelikli bir yer tutsun.

Söz söylendikten veya davranış sergilendikten sonra “ben ne yaptım?” diye bir öz muhakeme gerçekleştirildiğinde şu durumlardan bahsedebiliriz: Öncelikle, bireyin başta iradi olan kararı ile sonuçta ortaya çıkanın gerçekçi mukayesesinden emin olunur; ikinci olarak, sonucun insanı yücelttiğinden ve değerli kıldığından emin olunur. Bu iki durumda da emin olmak söz konusu ise onurlu bir davranıştan söz edilebilir.

Buradaki öz muhasebe; hem vicdan[2] muhasebesidir, hem de mantıki muhasebedir. Vicdanda biraz da kainatın uyumuyla ilgili bir üst tartı birimi vardır. Mantık ise edinilen dünya bilgilerine bağlı aklın muhasebesidir.

Sonuçta onurlu biri öz muhasebe yaptı ise insanı çok yükseklere çıkartan tüm değerlerle ölçmek zorundadır.

Bulunulan çevrenin değerleri eksik kalabilir, bazen güncel politik çerçeveyle belirlenmiş insani değerler etkili olmayabilir. Ama neticede önemli olan şudur ki, bu işin doğrudan bir okulu yoktur. İnsan ve dolayısıyla toplum kendini ve değerlerini yükseltmeyi biliyorsa, adaletliyse, zulme karşı ve kibirli değilse ve kendinden bu bütünlük içinde emin ise her hâlükârda onurludur.

Görüyoruz ki sokaktaki, iş yerindeki veya evdeki herkes bir onur olgusundan bahsetmektedir. Buralarda söylenen onur ne anlam taşır?

Uzak-doğunun onur ile ilişkili kültürel değerleri bilinen bir konudur. Örneğin Japonların onurlu davranış gösterme şekilleri biraz daha görkemli kabul edilir. 47 Ronin’in[3] öyküsündeki Samurayların kaybettikleri onurlarını geri alabilmeleri pahasına kendi hayatlarına geleneksel bir törenle son vermeleri çok çarpıcı bir örnektir.

Bu tür ritüellerde görüldüğü gibi bireyin ufkunda dünya malı, makam ve mevki, can korkusu yoktur. Yaşamın bir tek amacı vardır: Bu dünyada onurlu şekilde yaşamak ve ölüm anında onurlu bir şekilde ayrılmak!

Daha yakın zamanda Güney Kore’de batan feribotun sorumluluğunu üstlenen başbakan, “geceleri uyuyamıyorum,” deyip istifa etmiştir. Benzer davranışlar çok görülmektedir. Hatta Batı’dan da benzer örnekler hatırlanabilir.

Bizler kendimizi vazgeçilmez görme eğilimindeyiz. Bu konunun da toplumsal bir korku[4] ile ilgili olduğunu tespit etmiştim.

Bizim kültürümüzde belirgin bir onurluluk gösterisinin olup-olmadığına bakmak gerekir mi? Temelde Müslüman biri bildiği ve hatta savunduğu değerleri çerçevesinde asla yalan atmamalıdır, yanlışı sapmamalıdır ve savunmamalıdır, adaletten yana olmalıdır, insani değerlere ve çevreye saygılı olmalıdır, değil mi? Bu konuda pek çok şey söylenebilir. Ancak bunlar genellemelerdir. Özelde ne olduğuna bakılmalıdır, nasıl davranış gösterildiği açıklanmalıdır. Ben örneğin, “bu toplumdan birinin boğazını kessen asla sözünden döndüremezsin,” benzeri tutumları eskilerden duyardım, ama günlük koşuşturmacanın etkisiyle olduğunu düşünüyorum, uzun zamandan beri bu yönde bir örnek hatırlayamıyorum. Bir “onur erozyonu” mu var, diye düşünmeden edemiyorum.

Muttakiliği pratiğe indirgeyerek, daha güncel ve yarayışlı bir üslupla anlatmaya gayret ediyorum. Muttakilik[5] ilahi bilincin bütün değerlerini taşımakla ilgili insanı “halife” ve “kamil insan” sıfatlarıyla ödüllendiren bir anlatımdır. “Sorumluluk” bu bilinci taşımakta başat bir olgudur.

Muttakilik için onur, başka toplumlarda görülebileceği gibi törensel olmasa da, ilahi bilinci taşıma sorumluluğuyla örnek bir insan motifini işaret eder. Kamil insan olan Hz. Muhammed’in (s.a.s) en önemli özelliği “emin” bir kişi olmasıdır. Güzel ahlakı tamamlamakla ilgili bir peygamberlik misyonunda yer almaktadır. Kendine “Muhammed-ül Emin” adı takılmıştır. Bu boşuna değildir. Eğer toplumumuz için emin olma işi bu denli örneklenmiş ve önemsenmiş ise geriye başka söylenecek bir şey kalmıyor demektir.

Dini, milleti ne olursa olsun, kendisine itimat edilen onurlu insanlara bakın, onlar malın mülkün peşinde değillerdir. Onlar insanlığın onurunu yükseltmekle ilgilenirler. Hatta Şintao inancından bile olsa biri ölmeden önce onurundan emin olmak ister. Mal-mülk peşinde koşacağım, dünya nimetlerinin ve hazlarının yolunda eskiyeceğim derken, onurun ayaklar altına alınması hiç de kabul edilebilir bir şey değildir.

Sokaklarda uyuşturucu satılmasına sebep olanların, vergi vermeleri gerekirken bundan kaçanların, kaçak inşaat yapanların, dolandırıcılıkla, adaletsizlikle ve vicdansızlıkla kısa zamanda zenginlik elde edenlerin, topluma şiddet ve baskı uygulayıp kendi amaçlarını gerçekleştirenlerin, namuslarını hiçe sayanların, daha sonra pahalı evler ve otomobillere sahip olmalarının hiç bir fiyakası yoktur. Değersizlik üzerine insani değer yükseltilemez. Sözler ne derse desin, elbiseler ne kadar parlak olursa olsun, onur basit bir insanlık nişanıdır ve alınlarda taşınır.

Yukarıdaki paragrafta yer alan olumsuzlukları meslek edinen toplumumuzun bir kesimine ait düzeltici önlemlerin politik olarak ortaya konamaması da maalesef büyük bir kayıptır! Adalet gibi onur da herkese lazımdır, öyle değil mi? Çünkü biri serbestçe adil olmayan imkanlardan yararlanıp yanlış işler yapıyor ve ödül alıyorsa, bu tamı tamına diğerlerinin incinmesidir. Az bir şey mi?

Bireysel onurdan bahsettik, toplumsal ve kurumsal onurdan da bahsetmemiz gerekecek. Hatta devletlerin onurunun olduğunu söylemeliyim. Bu bilinir bir şey. Ancak uygulamalara bakılır: Devletler kendi içindeki değerleri ne derece sahiplenmiş ve kontrolünde tutuyor? Devletler eşitleriyle birlikte tartıldığında darası ne çekiyor? Devletler mazlum devletlere ve toplumlara karşı neler yapabiliyor?

Birey, kendininki olduğu kadar, diğer birinin onuru için de kendini ortaya atabilir. Toplumlar ve devletler için de bu kural geçerlidir. Önemli olan onur kelimesinin anlamına yakışır hareket edebilmektir. Ama her şey bireylerin onurlarına sahip olmaları ile ilgili, değil mi? Sonra insanlık ailesine doğru yukarılara çıkılabiliyor. Ancak gerçek onurlular bir onur savaşı verebilirler.

Onurlu muyuz? Bu soruyu başkasına değil, kendimiz her fırsatta sormalıyız. İnsan kendini kandırıyorsa başkalarını haydi haydi kandırır. Önce kendimize doğru söyleyebilmeliyiz, kendimiz kendimizden emin olmalıyız. Onur budur! Çünkü inancımıza göre hesabı kendimiz vereceğiz.

Onurlular başları dik yürüyerek, hatta koşarak hedeflerine gidecekken; onursuzlar sürünecekler, hatta geri dönüp hatalarını düzeltmeyi talep etseler bile, istikametlerinde itilip kakılacaklardır. Bu ne büyük bir aşağılanmadır! Bu muameleye düşmemek için, o halde insan önce bu dünyada onurlu olmalıdır. Dini, inancı, düşüncesi veya beklentisi ne olursa olsun, sonuç bir yere çıkacaktır.

Onurlu olmak için birey; kendinden emin, dürüst, ahlaklı, adaletli, vicdan sahibi, bilgili, akıllı, mantıklı, saygılı, disiplinli, nefsini terbiye etmiş ve elbette istekli olmalıdır.

[1] İngilizce knowledge, intelligence olarak kullanılan bilgiyi kastediyorum. Çünkü bu bilgiler sağlamdır ve bir prosesten geçmişlerdir. Bizim toplumumuzun kullandığı daha çok info, information, notice kelimesinin karşılığı bilgi-haber tipi kalmaktadır. Ayrıca “Felsefede Bilgi Tipleri” olarak eğitim-öğretim müfredatımızı giren bilgi tasnifini çok yapay, gereksiz, zorlama ifadeler ve kültürümüze uymayan şekilde buluyorum. Halbuki kullanılan “dil” konusu önemlidir. Bizim dilimizin bilgiden maksadı çok iyi tahlil edilip buna göre bir tasnif ortaya konmalıdır. Bundan dolayı, İngilizceden karşılıklarını görelim diye bu açıklamayı yapma gereği duydum.

[2] Bu konuyu “Benlik, Bilinç ve Vicdan” isimli kitapta ayrıntılı olarak yazdım. Bkz. Gürsel Tokmakoğlu, Benlik, Bilinç ve Vicdan, İz Yayınları, İstanbul, 2012.

[3] John Allyn, 47 Ronin Story, Tuttle Publishing, 2006.

[4] Gürsel Tokmakoğlu, Korku Hakkında, Muttakilik, 05 Mayıs 2014, https://muttakilik.com/korku-hakkinda/

[5] Gürsel Tokmakoğlu, Kuramsal Muttakilik, Muttakilik, 11 Şubat 2014, https://muttakilik.com/kuramsal-muttakilik/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Korku Hakkında

DİĞER YAZI

Terörizmin Geleceği

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi