ulusasiri-devlet-sistemi-ve-turkiye
Ulusaşırı Devlet Sistemi ve Türkiye

Ulusaşırı Devlet Sistemi ve Türkiye

1177 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu makale belki bir politik tez olarak okunabilir. Ama asıl amaç bugün topluma karmaşıkmış gibi gelen önemli konuları analiz etmeye yardımcı olmaktır. Belli ki bazı devletler ve özellikle ifade etmeliyim ki küresel aktörler bu işin aritmetiğini çözmüşler. Türkiye için ise duruma daha farklı bakmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü konuşulanlar, işlevsel kılınan kurumlar ve algılar başka tanımları ifade ediyor, diğer yandan küresel gidişin gerçekliği çok daha başka yerde ve hızda!

Ulus (nation) sözcüğünün en basit tanımı “biz” demektir. Dünya ulus devletler sistemi 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Yakın Çağ’ın düzeni olarak ortaya çıkmıştır. 1848 Avrupa Devrimi ile de liberal yapıya kavuşmuştur. İki Dünya Savaşı’yla insanlık tarihi çok şeye gebe kalmıştır. 1945 yılında insanlık Birleşmiş Milletler (United Nations) kurumunu meydana getirerek sorunlarına kökten çözüm için bir çıkış yolu aramıştır. 1989 yılında Berlin Duvarı yıkılmış, komünizm çökmüştür. Tek kutuplu ve multi-national dünya meydana gelmiştir. Dünya büyük ölçüde kapitalist sistemin öğretisine tabi olmuş ve aynı dönemde bir Atlantik bakış açısıyla küresel düzene geçmiştir.

Dünya devletler sistemi uluslarla tarif edilmiş kurumlar silsilesinden müteşekkildir. İnsanların ve yine bir kurum olan devletlerin kolay yönetebilir olması bakımından böyle bir yapılanma içinde olması söz konusudur.

Aşağıdaki grafik (1) ulus (nation), uluslararası (international), ulusaşırı (transnational) ve küresel (global) sistemlerin farkını göstermektedir.

Bu grafikte (1) aşağı doğru toplanan bir gelişme tanımı ortaya konmamıştır. Böyle bir sonuç çıkarılmamalıdır. Grafikte bir ulus devlet kare kutu ile gösterilmiştir. Devletlerin düzenini tarif eden, karelerden oluşan küre uluslararası sistemdir. Sınırların her bakımdan yumuşaması ve geçirgen olması yerkürede ulus devletleri ifade eder. Küresel düzende birey, şirket, devlet, devletler topluluğu aktörler olarak yine vardır; ancak asıl kurgu, geri planda gölge şeklinde gösterilen kimliklerle sistemleştirilir. Grafikte küresel güçlerin sahip oldukları ve hükmettikleri değerlerin net ifade edilememesi gösterilmiştir.

Daha yakından bakalım:

Örneğin yakın geçmişin Irak’ı veya  bugünlerin Kuzey Kore’si gibi bir devleti ele alalım. Eğer uluslararası düzene bağlı değilse, o devlet kapalı konumdadır. Aslında sistem dışına itilmiş görülmektedir ama bu yapısıyla küresel sistemde bir işlevi de vardır.

Uluslararası düzen, kendine dair birçok meşru tarifi bünyesinde barındırır. Uluslararası ilişkiler, uluslararası ticaret, Birleşmiş Milletler vs… Uluslararası sisteme tabi ülkeler anlaşmalarla kendilerini açarlar ve tescil ettirirler. Bu anlaşmalar ikili, çok taraflı, hatta kendi içindeki belli düzenlemelere dahi uzanır. İç düzende anayasal yapı bir bakıma anlaşmadır. Uluslar sistemi daha çok modernizm kökenlidir.

Bazı ülkelerde politik konular ikincil görülür. Kurumsallaşamama temayülü vardır. Bu ülkelerde ulusaşırı kavramı önemsiz görüldüğünden olsa gerek, pek kullanılmaz. Hatta transnational terimi transit terimi ile yer değiştirerek kullanılır. Bu aynı şey değildir. Örneğin Türkiye kendini tanımlarken anlatım kolaylığı olsun diye; transit veya koridor terimlerini kullanır. Ancak Amerika veya İngiltere ne kadar transnational ülkeler ise bir o kadar da Türkiye öyledir.

Uluslararası anlaşmalı, tanımlı veya tarifli devletlerin dünyasındayken; devletlerin genel anlaşmalardan aldıkları güçle ve özellikle bazı alanlardaki ortak tepkileriyle ortaya çıkmış, sınırlarını biraz daha dünyaya açmalarıyla meydana gelmiş yapı ulusaşırı sistemdir. Burada kısaca, geçişli olma özelliği vardır, diyebiliriz. Bu sistemde liberallik daha çok neo-liberalliğe kaymıştır.

Ulusaşırı bakış açısında yeni dünya düzeni, kültürel birlik, kadınlar için feminizm, göstericiler ve protestocular için aktivizm gibi kavramlar yer alır. Modernizmin içinde burada daha post-modern bir düzenden bahsetmiş oluruz. Güncel olayların getirdiklerine dair yaklaşımların kapsandığı ekonomik, sosyal ve politik anlayışların içerildiğini söyleyebiliriz. Kitlesel göçler, mülteciler, sınır sorunları, meydana gelen nüfus hareketleri, iklim değişiklikleri, kentlerin mecburiyetleri, dijital dünyanın bir araya getirdiği sosyal yapılar, diasporalar, kaçakçılık, yeni ticaret yolları ulusaşırı konuların bazılarıdır.

Ulusaşırı yapıyı bir kapitalist sistemle açıklamak da mümkündür. Özellikle Soğuk Savaş’tan sonra uluslararası düzen kapitalizmin zaferini kabul etmiş idi. Buna bağlı olarak alışkanlıklar ve anlaşmalar yaygınlaşmış oldu. Çokuluslu girişimler daha hızlı yayıldı. Hatta küresel ölçekte çalışma alanı Reagan ve Thatcher döneminden sonra meşrulaştı. Üretim tüketim alışkanlıkları sınırları zorlar oldu. Şirketlerin ve devletlerin bakış açıları değişmeye başladı. Yabancı yatırım, özelleşme, dış finansman vs konuları cazip oldu. Neo-liberal vatandaşlık anlayışı böyle bir ortamda daha aktif oldu. Bilişim, sağlık, eğitim, güvenlik, bilim ve teknoloji alanları, ekonomi kadar olmasa da sınırların ötelerine taşındı.

Yatırımcı açısından bakıldığında stratejik tercihte gösterilen gereklilikleri bu yönde tanımlayabiliriz. Örneğin küresel bir otomobil markası A ülkesinde x modeli, B ülkesinde y modeli üretip pazara sunabilir. Bakarsınız İstanbul’daki otomobil dünyanın başka hiçbir yerinde görmediğiniz o markanın bir x ürünüdür, ama aslında imalatçı şirket küresel pazarla ilgilidir, yapılanırken ulus yapısına bakıp kurallarını koyar. Kültürel etkilerin, tüketimde pazarın tercihlerinin göz önünde bulundurulmasının tarifi ulusaşırı yapıyı tanımlar.

Küreselleşme sermayenin kimliğini tarif etmekle ilgilenmez. Neo-liberaldir. Küreselleşme kaçınılmaz gidişin tarifidir. İçinde her türlü olanı barındırır, her şey her yöne çekilebilir, çekildiği yerde anlam ve tarif bulur.

Gelelim aritmetiğe!

Yukarıdaki grafik (2) bize şunları gösterir: Bir kapalı ulus devletin uluslararası sisteme girme süreci doğrudan veya dolaylı şekilde başlatıldıysa, sonuçta uluslararası mahiyet alacaktır. Ama bu son değildir, mutlaka küresel bir yapıyı benimseyecektir ve ulusaşırı mahiyet alacaktır. Küresel sistemle işletilen uluslararası veya ulusaşırı bir devletin toplamı her durumda ulusaşırıdır. Uluslar sisteminin küresel düzendeki kurumsal yapısının tanımı ulusaşırılıktır.

Öteden beri ifade ettiğim dünya sisteminin yapısında ana unsur küresel mega kent devletleridir. Bu yapı 2050’li yıllarda önemli ölçüde kendini gösterecek bir yapıdır. Savunup savunmamak ayrı bir konu, gidişat böyledir. Bu yapının aritmetiği ise 3 numaralı grafikte gösterilmektedir.

Yakın geleceğin bu küresel modelinin aritmetiği çok basittir: Ulusaşırı sisteme, bütün ekonomik işlerin içinde döndüğü küresel mega kentlerin ilavesi ile meydana gelir.

Örneklik oluşturması açısından Türkiye ilgili bazı saptamaları yapalım.

Öncelikle Türkiye politik tanımlar çerçevesinde, açıkça kapitalist, modernist, post-modernist, neo-liberal gibi tanımları (en azından kendi halkına) deklare etmekten kaçınıyor veya önemsemiyor görünmektedir. Buna karşılık; küresel ve ulusaşırı, en azından liberal ve modernist değilse bile fiilen post-modern bir devlettir. Bu durum bir eksiklik mi, avantaj mı, nedir tartışması başka bir konudur.

Küresel olması ve mega kent yapısı ile İstanbul’un finans merkezi hüviyetine kazandırılmaya çalışılıyor olması; en azından bir küresel mega kentini geleceğe hazırlıyor demektir. Diğer yandan küresel ve ulusaşırı olması ile birlikte bakılırsa mevcut sistemi 2050’lerde bir hayli farklılaşacağa adaydır. Bu gibi konular yeterince tartışılmadığından gerekli donanımlar da tam üretilmiyor, sindirilmesi güç oluyor, sürekli verilenlerin alınması ile sonradan kazanılıyor. Bu tehlikeli bir yöntemdir. Çünkü hükümetler kontrolü, hızla gelişen güçlere kendi eliyle ve güvenle vermektedir. Bu eskiden beri değişik sistem transferlerinde kullanılan yöntemdir.

Peki, geleceğin modeline partiler hazır mı? Stratejileri neler, halk ve lokal yatırımcı ne biliyor? Küresel yatırımcı bilmesi gerekeni biliyor, koyacağı kuralları kendi inisiyatifiyle istediği coğrafyaya zaten koyuyor. O halde bir boşluk var; tartışılmalı, değil mi?

Eğer Türk markaları küresel pazarda olacak ve gelecekte iş yapacak ise bu işi geç kalmadan öğrenmelidir. Bu kendilerinin bileceği bir iştir.

Diğer yandan, önemli bir konu olarak işaret etmeyi görev addettiğim bilim ve teknolojinin asla göz ardı edilmemesi hususudur. Eğer eğitim-öğretim sistemimizi küresel çapta bilim ve teknoloji anlayışıyla geliştirmez isek kendi içinde çelişik ve kargaşa yaşayan toplum olmaya mahkum etmiş oluruz.

Muttaki açısından konu nettir: Doğal olarak gelişen süreçlerde sistemler ne olursa olsun bireysel bakımdan tercihlerini yaparken sorumlu olacak ve yanlıştan sakınacaktır. Daha çok ekonomik alandaki tercihlerini tüketirken somutlaştıracaktır. Eğitimli olmak, bilim, uyum, merkezde durmak ve bireye değer vermek temel vasıflardır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Zamanın Katkısı

DİĞER YAZI

Sosyalitede Zannetmeli Dünya Kurgusu

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka