Yeni Soğuk Savaş Şartları

Okuyucu

Dünya ne tür bir durumla karşı karşıya? İçinde bulunulan durumun adını koyabildik mi? Eğer durumunuzu tanımlayamadıysanız, geleceğiniz için de hesabınız güçleşir. Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte küresel her türlü beklenti için belirleyici bir tanım gerekti. Buna NATO’nun Madrid Zirvesi (2022) damgasını vurdu ve “Yeni Soğuk Savaş” çağrışımını biraz daha belirginleştirdi. Acaba bu çağrışım başka nerelerde yankı buldu diye bakıldığında, örneğin ekonomi alanından Nobel ödüllü Kolombiya Üniversitesi Profesörü Joseph E. Stiglitz de buna “Yeni Soğuk Savaş” tanımını getirdi.

SOĞUK SAVAŞ’IN SONUNA DOĞRU

Başkan Ronald Reagan zamanını gün gibi hatırlarım. ABD bütünüyle, son dönemde Devlet Başkanlığını Mikhail Gorbachev’in yaptığı SSCB’yi köşeye sıkıştıracak hamleleri peşi sıra yapmaktaydı. “Demokrasi ve özgürlükler” dünyası mı, yoksa “otoriter kapalı rejimler” mi kazanacak, sorusunun cevabını alabilmek için sabırsızlanmaktaydı. 

ABD bu Soğuk Savaşı kazandı ve yaklaşık 20 yıl dünyayı tek başına yönetti. Bu zaman içinde yapıp ettikleri yine savaşlarla ve değişik alanlardaki dönüşümlerle ilgili oldu. ABD bu süreci kendi bildiği gibi kullanmaya başlar başlamaz, Avrupa, Çin ve başka güçler de kendi bildikleri alanlarda ilerlemeye çalıştılar. Sonuçta bugünkü küresel atmosfer oluştu ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı gerçekleşti. 

İşte bu şartlarda ABD Başkanı Joe Biden 2020 yılı başından bu yana İttifak ve Ortakları ile beraber bir kümelenme içine girdi ve bir eylem planı üzerinde anlaşarak Rusya’ya karşı cephe aldılar. Rusya gizliden açıktan çeşitli yönlerden Çin desteğini almaktaydı. Bunun da ötesinde Çin, 2035 yılına gelindiğinde ABD’nin kısmi hegemonyasını elinden alabilecekti. Bunun üzerine savaşın cephesi küreseldi ve bu savaş “Uzun Savaş”olarak seyredecekti. Şimdilik bu savaş “soğuk” ama “sıcak” evreye geçer mi, zaman gösterecektir. Bu konuda 9 Haziran 2021’de kaleme aldığım Soğuk ve Sıcak başlıklı makalemin okunmasını salık veririm.

UZUN SAVAŞ

ABD’nin Uzun Savaş bahsini Türk kamuoyuna ilk tanıtan benim. Bu konudaki etraflı yazılarım 2015 yılından başlar. Örneğin 2016 tarihli Uzun Savaş yazısına göz atabilirsiniz. Joe Biden işbaşına geçti ve devamında işaret ettim, henüz kendisi telaffuz etmemiş olabilirdi, Biden’ın Uzun Savaş Planı dedim. Rusya-Ukrayna Savaşı başlamazdan bir gün önce 23 Şubat 2022’de analitik olarak yazdım, Yeni Soğuk Savaş Riski şeklinde. Şimdi gelinen noktada kendine uzman süsü veren pek çok kişi öngörüden yoksun şekilde konuşmalar yapıyorlar, önemli olan bireyi öncesinde ileri sürebilcek cesareti gösterebilmektir. Bundan başka; Lucifer’ın Savaşı, Bugünün Ukrayna Savaşı’ndan Post-Ukrayna Dünyasına Seyahat, Nükleer Savaş Riski, Savunmada Köklü Değişim.

Durum öyle göstermektedir ki bugün de aynı soruyu tekrarlamaktayız; otoriter rejimler olan Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’na karşı kümelenen ABD ve Ortakları, ki bunlar G7, NATO ve Avrupa Birliği ülkeleri ile “Derin Ortaklar”ından müteşekkildir, demokrasi ve özgürlükler dünyasını yeniden bir zafere taşıyabilecekler mi?

ABD’nin Büyük Stratejisi nedir? Bu konuta tam tarifi olan yaklaşımı okuyabilirsiniz.

Yeni Jeopolitik Yaklaşım’ın adını Baskıyla Daraltma şekilde koydum. Jeopolitik değerlendirme yapmadan ilerlemek mümkün olmaz, vizyon ve strateji yerli yerine oturmaz.

YENİ SOĞUK SAVAŞ

Soğuk Savaş 2.0 şeklinde Aralık 2020’de yazmıştım, bugünlerin geleceği belliydi…

Stiglitz’in Project Syndicate’de 17 Haziran 2022’de yayımlanan “ABD Yeni Soğuk Savaşı Nasıl Kaybedebilir?” başlığını taşıyan makalesi de gösteriyor ki bir Soğuk Savaş var ve ABD bunun bir tarafı olarak kazanacak mı kaybedecek mi, bunun ekonomik yönden tahlili yapılıyor. Stiglitz, “ABD hem Çin hem de Rusya ile yeni bir Soğuk Savaşa girmiş görünüyor,” diyor.[1]

Eğer bugün buna bir Yeni Soğuk Savaş dersek bir büyük mücadeleyi ilan etmiş olacağız, değilse sıradan dünya hali diye bakacağız. Eğer bugün buna Yeni Soğuk Savaş dersek bunun yeni şartlarına göre mücadelenin seyrini takip edebileceğiz ve sonucun bir zafer mi hüsran mı olduğunu görebileceğiz.

Bir yandan küresel çapta kısmen hegemon olan ABD’nin demokrasi ve özgürlük iddiası var, diğer taraftan ise ABD’nin sistemsel yönden ortaya çıkan ve sonuçta liderlik ettiği dünyanın önemli bir kısmına etki eden ikiyüzlü politik gerçeklikleri var. Bu paradoksa rağmen savaşı takip etmenin de eleştirel yönlerini bilmeden ilerlemek mümkün olamayacak.

HİPER KÜRESELLEŞME

Ekonomik açıdan hiper küreselleşme dönemine girdik. Küresel kapitalist ekonominin güçlenmesi için sınırları dahilinde tüm bankalar-arası ilişkilerde devlet hem yaratıcı hem de imkân yaratıcı fonksiyonunu üstlenmektedir. Örneğin yeni bir tartışma konusu merkez bankaları hakkındadır. Politikacılardan özerk olması hususunda garanti isteyen kapitalist ekonomi için merkez bankalarının, küresel-konjonktürel nedenlerden dolayı görevlerine eklenen devlet hizmetleri için en ucuz tarzda stratejik-borçlanabilmesine izin verilmesi hususudur. Bu bağlamda diğer bir konu da devletin sermayeyle desteklediği yatırım bankalarının dinamik kullanılması hususudur. Örneğin enerji verimliliği veya Fintech’in yaygınlaştırılması için hızla kullanılacak yatırımlar gerekiyorsa, devlet bu yöntemle bir çıkış yolu yaratmanın imkânını verebilmelidir. 

Bırakın 1930’lardan sonra gelişenleri, 2008 küresel mali krizi sonrası gelişmeleri incelediğimizde bile zamanın getirisine uyum sağlamakta güçlük çeken devletlerin, hükümetlerin, kurumların, şirketlerin ve tabii bireylerin olduğu bir çalkantılı süreci biraz izleyerek, biraz kendimizi olayların içinde kayıpları azaltarak savaşla geçiriyoruz.

2016’da Klaus Schwab’ın WEF’te Dördüncü Sanayi Devrimi’ni[7] açıklaması sonrası her şeyin değişeceğini ve etki altında kalacağını düşünüyorduk ama etkilerinin yaratacağı girdapları zaman skalasına oturtmakta güçlük çekiyorduk.

2019’dan bu yana gözlenenler ise ibretlik görüntülere sahne oluyor. Paris İklim Anlaşması üzerine tereddütler devam ediyor. Küresel Isınma ve İklim Değişikliği konusunda ABD ve Çin ekonomik yarış yapacaklar ve bunlara bakıp Hindistan gibi ülkeler de çıkarlarını gözetecekler diye, göz göre göre dünya daha fazla ısınmaya doğru sürüklenmektedir. Çare ne? Yeşil enerji ve sera gazı etkisinin ortadan kaldırılması. Belirlenen önlemler ne şekilde alınacak? Zaman içinde…

Açıktır ki küresel ekonomiyi ve makroekonomik tartışmaları bu gelişmelerden ayırmak mümkün değildir. Hem kavramsal hem uygulamalarıyla hükümetler, devletler ve uluslar tartışma konusu edilmektedir. Bir yanda uzay turizmi başlamış diğer tarafta kuraklık ve açlık kasıp kavurmaktadır.

2022’de dünya nüfusu 7,953,952,577 iken 2037’de beklenen 9,015,437,616 nüfustur. Bir yanda krizler diğer yanda insanlık! Aslında olanın adı “hiper küreselleşme”dir ve bu büyük oranda küresel huzursuzluklarla ilgili bir süreçtir. Hiper Küreselleşmenin Etkileri bahsini okumanızı tavsiye ederim.

Covid-19 pandemisinin etkileri sürüyor. Halen post-covid dönemindeyiz. Bunun küresel ekonomide dönüştürücü bir etkisi oldu. Bugün tedarik zincirleri meselesi çözülebilmiş değildir. Aşılarla ilgili büyük adaletsizlik ve ırkçı yaklaşımlar olmaktadır. Bu meselede ne ABD’nin eşitlikçi, özgürlükçü ve kapsayıcı olma idealleri işe yaramıştır ne de Çin’in sağlıktan ekonomiye olan uygulamaları. Henüz bunu atlatabilmiş değilken, Ukrayna-Rusya Savaşı ve uygulanan ekonomik yaptırımlarla beraber, bir de enerji ve gıda gibi küresel sorunlar ortaya çıktı. Sorunlar üst üstedir.

Peki küresel bir likidite fazlası varsa ve yatırım yapılacak alanların yaratılması isteniyorsa, bu yeşilci yatırımlara ne dememiz gerekir? İşte size yeni ve içinde teknolojik yarışın da olduğu yeni bir küresel rekabet alanı. Bu iklim değişikliğine dayalı sorunların olduğu ortamda, ülkelerin ve şirketlerin hızlı kalkınmak için kendilerine bir fırsat penceresi açmalarının yarışına girmeleri başlıca izlenmesi gereken bir konu olmaktadır.

Eğer likidite fazlası varsa, küresel silahlanmadan tutunuz, az kalkınmış veya kalkınamamış ülkelere sermaye kaydırılacaksa, bunu Avrupa ve ABD mi yapmalı, Çin mi? Parası ve nüfuzu olan daha avantajlıdır, diyeceksiniz. Doğrudur. Ama sonuca bakalım, küresel bankacılık sistemi hareketlerin akışına nasıl etki edecek, bunu kimler kontrol etmeli? İşte tam bu noktada, özellikle son 20 yılda, Çin’in daha fazla başarılı olmaya başladığı bir alan ortaya çıkıyor. İşte burada konu sadece bankacılık olmuyor, devasa projelerin yönlendirildiği coğrafyalardaki nüfuz alanlarındaki politik güçlerle olan ilişkilerin kontrolü veya paylaşımı sorun yaratıyor. Dahası, sömürgecilik yaklaşımını ele alarak bir tespit yapalım, Afrika ve buna benzer coğrafyalarda doğal zenginlikler var ve buraya Çin’in nüfuzu artıyor ise doğaldır ki ABD ve Avrupa bundan rahatsız olacaktır.

ABD’NİN ELEŞTİRİSİ

Soğuk Savaş’ın hemen sonrasında benim gördüğüm yanlışlıklar, ki daha çok askeri ve stratejik cepheden söylüyorum, ABD’nin Ortadoğu politikalarının yanlışlığıydı. Ancak ifade ettiğim gibi, ABD’nin sistemi böyledir ve yanlışa müsaittir. Lobilerin etkisi, silah ve teknoloji endüstrisinin gücü, seçim dönemlerinde politik kurnazlıklar vardır. 

Daha geçen gün örneğini gördük. Madrid Zirvesi sonrasında basın toplantısı yapan Joe Biden’a bir gazeteci Ortadoğu seyahatini, insan hakları ihlalleri yapan Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile görüşüp görüşmeyeceğini sordu. Cevap çok ilginçti, şöyle başladı söze Biden: “Bu ziyaretin amacı, İsrail istedi diye yapacağım.” (Basın toplantısını tekrar izleyebilirsiniz.)

Bugünkü gözle bakalım. Demek ki ABD, Soğuk Savaş zamanındaki uygulamaları ile SSCB’ye karşı kazandığı demokrasi ve özgürlük adına olan zaferi bugün hak etmemekteydi.

Bugünkü gözle bakalım. Demek ki ABD politik sistemi bir yandan demokrasiyi savunmaktadır, ama diğer taraftan da Donald Trump gibi bir şahsiyeti Başkan olarak seçebilmektedir, üstelik ondan Başkanlığı alabilmek adına Washington’da bir ayaklanma bile yaşanmış ve buna, “Amerikan İç Savaşı sonrası yaşanan en büyük olay,” denmiştir. (O günün manşetleri bu ifadelerle doludur, yetkililerin konuşmalarına bakabilirsiniz.) Resmen seçimi kaybeden Trump’ın destekçileri darbe girişiminde bulundular ve Kongre binası baskına uğradı. O halde kim ABD’nin bu politik-demokratik sistemine tam olarak itimat edebilir ki? Öyleyse ABD’nin sistemi paradoksaldır ve üstlenmek istediği küresel hegemonik görevleri kaldırabilecek sağlam bir yapısı yoktur.

Ekonomistlerin baktığı pencerede ABD için büyük ve önemli çatlak ise 2008 küresel mali krizdir. Eğer bu kriz ile birlikte düşünürsek, “ABD hangi eşitlikçi, özgürlükçü ve adil düzeni inşa edebildi,” diye sormamız gerekmektedir.

Çin’in bugünkü ekonomik performansını yakalaması tesadüf değildir. Eğer konu Çin’in ekonomik kalkınması ise Başkan Richard Nixon’un 1972’deki Çin ziyaretinde Mao Zedong ile birlikte vardıkları anlaşmadan bu yana ABD politikalarını incelemek gerektiğini hemen her uzman bilir. Bunu bir yana bırakalım. Görünen o ki Çin bu ekonomik performansla ABD’yi geride bırakması kaçınılmaz görünmektedir. Peki ABD buna izin verir mi? Hayır! Sorun da burada başlıyor. Normal şartlarda kalsa Çin, ABD ekonomisini geçeceğinden, buna karşı her ne yapılacaksa, ki askeri yöntemler burada daha çok karşımıza çıkacaktır, bunlar bir Yeni Soğuk Savaş durumunu kapsayacak mahiyet taşır.

Çin elindeki parayı ABD gibi çarçur etmiyor, sürekli kalkınma yatırımlarına aktarıyor. Zaten nüfusu dünyada en fazla olan ülke (Yaklaşık ABD nüfusu 330 milyon, Çin nüfusu 1.4 milyar), bir de ekonomik büyüme oranları ABD’ninkinden her defasında yüksek seyretmektedir. Ekonomideki paradoks da şöyle, küresel ekonomi büyümek için, ki burada daha çok ABD orijinli küresel güç odaklarından bahsetmekteyim, Çin’e yatırım götürmektedir. Peki ABD Başkanları, bu serbest piyasa şartları gereği yapılıyorken, bu ekonomik kaymayı zorla frenleyebilir mi? Nasıl mümkün olacak? Bir yandan ABD sermayesi Çin’in kalkınmasına yüksek katkı sağlayacak, diğer yandan Çin’i geride bırakmak isteyecek ve bu ekonomik savaşı zaferle bitirecek!

Benim hatırladığım Soğuk Savaş biter bitmez ABD’li düşünce kuruluşları analizlere başladılar, böyle giderse bu Çin, ABD’yi geride bırakırlar dediler. Yaklaşık 30 yıldır bilinen bir konudan bahsediyorum. Ama ne yapıldı? Şimdi gelindi Rusya-Ukrayna Savaşı zamanına. Neden böyle bir savaş oluyor diye sormaya devam edeceğiz. Ama şurası açık ABD bu savaş uzadıkça Rusya’nın elinin zayıflamasını sağlıyor. Eğer Rusya bu şekilde yıpranmaya devam ederse Rusya ve Çin ortaklığının bileşkesi ABD ve Ortaklarınınkinden daha az güçlü olacak diye hesap ediliyor. Öyleyse bir taraftan Uzun Savaş, diğer taraftan Yeni Soğuk Savaş demeye devam edeceğiz gibi görünüyor. (Mart 2022’de Biden’ın Varşova konuşmasında asıl savaşın dünyaya karşı olduğu açıklanır: Joe Biden’ın Tehdidi Dünyaya)

ABD aşısından Rusya jeostraejik nedenlerle önemsenmektedir. Rusya’nın konumu, enerji alanında Avrupa ve Rusya ile ilişkileri dikkate değerdir. Askeri yönden ise Rusya’nın konvansiyonel ve nükleer kapasitesi ABD’nin Soğuk Savaş zamanındaki endişelerini hatırlatır düzeydedir.

ABD, bu Ukrayna Savaşı’nda Rusya’ya yaptırımlarla baskı kurmaktadır. ABD bunu yaparken, ekonomik açıdan, G7 ve Avrupa Birliği ülkeleriyle birlikte hareket etmektedir. Bu güçlü bir ekonomik blok oluşturmaktadır. Çin ise bu bloklaşmayı hesaba katmaktadır. Çünkü aynı ülkeler nasıl Rusya’ya karşı tavır alabildilerse, Okyanusya ve Hint-Pasifik bölgesindeki ülkeleri de hesaba katarak söyleyelim, benzer bir blok Çin’e karşı da tavır alabilecektir. (Savaş başlamadan önce 4 Şubat 2022’de yayımladığım Ukrayna, Hegemonya Savaşı ve Toplam Kazanç Stratejisi başlıklı yazıya bakınız.)

Bloklaşmalar tamam da kime ne sağlayacak? Nerede o demokratik ve otoriter yönetimler savaşı? Özellikle ekonomi gözlüğüyle bakacak olursak, bu şartlarda kavramlar iç içe girmektedir. 

SONUÇ

O halde bu içinde bulunduğumuz zor dönemde; kavramların iç içe ve sorunların üst üste olduğu, belli kritik konularda belirsizliklerin hüküm sürdüğü bir küresel ortamdan bahsediyoruz. 

Ülkelerde yaşayan sıradan insanlar bu büyük çalkantıyı ve değişimi anlayamayabilir. Bu anlayamamak konusu iç politika meselelerine de yansır, zararlı güç odaklarının istismarına da sebep olur. Bu eşitsiz ve adaletsiz ortamlar küresel güvenliğe daha fazla ihtiyaç duyulduğu dönemlerdir.

Batı bloku belirginleşti, yaklaşık 50 ülke, ki içinde gelişmiş ülkeler var, otokrasileri hedef alan bir yolu seçtiklerini ilan etti. İçinde bulunulan savaştan dolayı Rusya’ya karşı belirgin bir karşı cephe olarak faaliyet gösteriliyor. Ama bundan ziyade, esasen ABD ve Çin karşı karşıyalar. Bu giderek tırmanan cepheleşmenin bizleri 2027-2035 tarihleri arasında daha sorunlu zamanlarla yüzleştireceğini değerlendiriyorum. O halde henüz tırmanma sürüyor, ama sıcak mı soğuk mu olur bilinmez, gerginlikler ve çatışmalar sadece bu başat ülkelerin içinde değil, gri alanlarda artış gösterecek görülüyor. Bu her yönden, ekonomiden askeri alanlara, bir küresel kontrol etme ve üstünlük kurma meselesidir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] https://www.project-syndicate.org/commentary/us-squandering-soft-power-appeal-in-cold-war-with-china-by-joseph-e-stiglitz-2022-06

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Geopolitical Contraction

DİĞER YAZI

Hint-Pasifik Jeopolitiği, Gerilimler ve Küresel Ekonomi

Politika 'ın son yazıları

Şam Sevicilik

Son günlerde Suriye ve Esad ile ilişkiler konusu gündemde yer alınca bu konuda yanlış anlaşılmaların olduğu

Beka

Beka gibi çok ciddi bir kavramı öyle çok basit görmeyelim! Hatta işi politika olanların bu gibi