butunlesebilmek
Bütünleşebilmek

Bütünleşebilmek

255 Tıklama
22 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Tartışılan konular çok ciddi düzeydedir. Ayrışmak, birleşmek, bütünleşmek, savaş, barış, hainlik… Peki, bunların içinden brini alalım, bütünleşebilmenin yolu nedir? Elimizdekileri kaybedebileceğimizden mi endişe duyuyoruz? Yarınımızla ilgili şüphelerimiz mi var? Sürekli düşmanlık, şiddet, oyun, kandırmaca, tuzak benzeri kelimelerin sözünü ediyoruz. Bir bütün olup güçlenemiyor muyuz? Zamanı ve mekanı sıkıştırabilenlere karşı durmak için bir tedbirimiz var mıdır?

Etrafımıza ve içinde bulunduğumuz duruma bakıyorum. Soruları daha somutlaştırıyorum.

  • Ellerinde Medine Anayasası gibi zamanının çok temel bir uygulama örneği varken Müslümanlar veya kendilerini Müslüman olarak tanıtanlar, neden bugün bir savaş halindeler, bölünmüş haldeler?
  • Bu ulus olma bilincini inşa eden, Bilge Kaan kitabesinde görüldüğü gibi özgür ve bağımsız yaşamanın kitabını yazmış Türkler, neden iradelerini sorgulatıyorlar?
  • Günümüzde bir anlaşma metni hazırlamak, bir kurucu yasa yapmak bu kadar zor mu?
  • Gösterilen çabalara bakıldığında asıl amaç anlaşmak için mi, yoksa anlaşmamak için mi? Bir sahte amaç var ise bu neden ortaya konmuyor?

Güncel siyaset bizlerin işi değildir. Daha temel bir bakış açısı ile hafızamızda olanları tazeleyelim, belki bu işe yarar.

Medine Anayasası Örneği

Özellikle Orta Doğu coğrafyasında olanlara bakıp düşünelim.

Medine Anayasası adıyla bilinen belge Hicreti müteakip oluşturulmuş ve başarıyla uygulanmış, hem içişlerini hem de dışa karşı bir güç oluşturma imkanı yaratan bir belgedir. O tarihlerdeki siyasi belgeler arasında gayet ilerici, çözümleyici ve kapsayıcı bir belge hüviyeti taşımaktaydı. Kabile düzenindeyken topluma bir yenilik getirmiş, sinerji yaratmış ve ilerlemenin yolunu açmıştı. Şimdiki modern siyasal sistemlerle birebir karşılaştırılması gerekmemektedir. Kendi özünde amacını gerçekleştirmiş ama kullandığı teknikle örnek alınabilecek yönlere sahip bir belgedir.

Medine’de içişlerindeki anlaşmazlıkları çözüme kavuşturdu, diğer yandan kabile ve kavimleri birbirine bağlayacak bir temel oldu. Cemaat, halk veya millet demek olan ümmet fikrini uygulamaya soktu. Ümmet kavramı bölücü ve sömürücü değil, kapsayıcı, bütünleştirici ve temel hakları teminat altına alan bir terim idi.

Bu, Elçi Hz. Muhammed’den gelen belge, hem muhacir hem de yardımcılar olan müminler ile onlarla federasyon içerisinde bulunan diğerleri arasındaki ilişkileri düzenler.” Metin mahiyeti ve kapsamı belirginleştiriyor ve bir federasyon yapısı oluşturuyordu. Sadece Evs ve Hazrec kabileleri kapsanmamakta idi, o sırada Medine’de yaşayan, Müslümanlığı kabul etmiş veya etmemiş olanları, kabile isimleri ifade edildiği şekliyle metne dahil etmiş, Yahudileri de kapsamakta idi. Hatta Yahudileri tek tanrısı olan guruba dahil ediyor, “Yahudiler müminlerle birlikte tek bir ümmettir,” diyordu. Ümmet kelimesinin kullanımı burada daha iyi anlaşılıyor idi. Burada ümmet anlayışı ortaya çıkmakta idi. Müminlerle diğer Medinelileri bir tek toplum halinde birleştiriyordu. “Bunlar tek bir cemaattir (ümmettir) ve diğer hepsinden farklıdır.

Metin sosyal yönlerinin yanı sıra, siyasal, ekonomik ve askeri bir güç oluşturmaktaydı. “Her biri bu belgede yer alan cemaatlere her kim saldıracak olursa olsun biri diğerine yardım etmek zorundadır. Hepsi karşılıklı tavsiyede bulunmak ve danışmalarda bulunmak zorundadır.” Danışarak yönetme anlayışı teminat altına alınmıştı.

Belge tarafların birbiri arasında kan dökmesini de yasaklamış idi. “Sonucunda bir felaket yaşanmasında korkulan herhangi bir tartışma veya anlaşmazlık çıkması halinde bunun Allah’a ve Allah’ın Elçisi olan Hz. Muhammed’e danışılması şarttır.” Bu madde Hz. Muhammed’e anlaşmaya çağrıda bulunma ve garantör olma hakkı veriyordu. Eğer Allah’ın Elçisi tarafları anlaşmaya, barışa davet ediyor ve varılan anlaşmanın devam etmesini emrediyorsa buna uymak zorunluluk idi.

Anlaşmanın tarafları Medine’ye yapılacak herhangi bir saldırıda birbirlerine yardım etmekle yükümlüdürler.” O zaman için bunun anlamı şu idi. Medine’ye bir saldırı ihtimali görünmüyordu. Tehdit dışarıdan değil içeriden gelebilir, Medine’deki kabileler bir anlaşmazlık ve çatışma içine düşebilirler idi. Bu madde kabileler arası ittifakı temin ediyor idi.

Medine Belgesi kabilelerin bizatihi mühürlerini basmaları ile tamamlandı. Bu belge sadece bir iç düzen getiren metin olmanın ötesinde de anlam taşımaktaydı. Bu bir siyasi belgeydi. Medine’yi bir kent devlet statüsüne çıkarmaktaydı. Medineliler bir ümmet olmuştu. Ve önemlisi Medine bundan böyle diğer kentler ve toplumlar için güç potansiyeli idi.

Steplerde Devlet Kurma Pratiği

Göktürkler döneminde Orta Asya’nın geniş düzlüklerinde yönetim anlayışı gayet doğaldı, temelde paylaşmaya ve güce dayalıydı. Asıl amaç mevsimlere göre otlaklarda özgürce ve güvenli bir şekilde göçebilmek ve sürüleri yayabilmekti. Bu otlakların paylaşılması demekti. Peki, bu amacın gerçekleşmesini kim garanti etmekteydi? Bayrağı olan bir devlet. Hazırlıksız ve kuralsız yaşamak demek, yok olmayı göze almak demekti.

Şartları gayet ağır ve savunmanın zor yapılabildiği steplerde çeşitli boylar ve aileler göçebe olarak yaşarlardı. Mevcut şartlar ve kültür liderlikleri üretmekteydi. Gücünü ve adaletini ispat etmiş bir lider adayı çıkar, birlikte olan boyların ileri gelenlerine hakan olduğunu bir süreçle onaylatır, daha sonra diğer boylarla iletişime girerdi. Etraftaki beylikler ve aileler onun idaresini, adaletini ve gücüne güç katmayı kabul ediyorsa devlet kurulup genişletilir, stepte refah ve güvenlik tesis edilirdi. Kabul edenler beyliğe katılır ve böylelikle güç birliği sağlanır ve otlaklar genişletilirdi.

Önemli olan dünyaya hükmetmek değildi, işgalcilik düşüncesi yoktu, dostça ve barış içinde otlaklardan yararlanabilmek asıl hedefti. Eğer bu zor şartlarda çok gerekli olan erkekler maceracı bir anlayışla çatışmalarda kaybedilir ise, bu en istenmeyen durum olurdu. Bundan dolayı barışçı olmayı sürdürmek en fazla aranan bir amaçtı ve barışı korumak kendi yöntemlerini yaratmıştı. Ancak o zamanın Orta Asya’sı her şeyin boş ideallerle sürdürülebildiği bir coğrafya değildi. Sürekli çaba gerektiren bir güvenlik anlayışını zorluyordu. Güvenlik adına tehdit çok uzaklardan caydırılmalı ve gerektiğinde etkisiz hale getirilmeliydi. Bunun için iletişim önemliydi. Komşular kimdir, niyetleri nedir, tehdit midir, bilinmeli, emin olunmalıydı. Ülke sınırlarının uçlarındaki komşu kavimlerle bir anlaşma sağlanıyorsa onların otlaklarına haber verilerek girilip çıkılabiliyordu. Değilse bir anlaşma şartı gönderiliyor, çatışmaya girmeden bir öneride bulunuluyor, eğer karşı taraf zorluk çıkarıyor ve anlayışsız davranıyorsa savaş ilan ediliyordu. Bütün bunları idare etmek için yaşamı sürekli at üstünde geçecek bir askeri yapı vardı, bu askeri yapının başındaki ise hakan idi. Türk devlet anlayışında ordular böyle teşkilatlandırıldı. Bu çabaya yoğunlaşmış hakanlar devlet idare etti.

Bilge Kaan kitabesin, hatırlayalım: “Türk Oğuz Beyleri, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer denizi delinmedikçe, ilini töreni kim bozabilir? Ey Türk ulusu! Kendine dön. Seni yükseltmiş Bilge Kağanına, özgür ve bağımsız ülkene karşı hata ettin, kötü duruma düşürdün. Ulusun adı, sanı yok olmasın diye, Türk ulusu için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ve iki Şad ile ölesiye, bitesiye çalıştım…

Burada bahsedilen bir ulus olmak, güçlü kalmak, töreye-kanunlara tabi olmak, düzeni bozmaktan ve ayrılıkçılıktan uzak durmak, özgür ve bağımsız yaşamak, fedakarlık etmektir.

Elbette bu güç şartlarda uzun soluklu bir iktidar mümkün olamıyordu. İnsana, lidere bağlılık vardı. Başka bir boydan da olsa bir lider daha çıkıp gelin benimle birlikte olun dediğinde ona tabi yeni bir devlet kurulabiliyordu. Steplerde dinamik bir düzen hakimdi.

Günümüzün Yönetim Liderliği

Modern, devlet, demokrasi, kapitalizm vb kavramları bile tartışıyoruz, değil mi? Kişisel fikirlerimiz başka olabilir, en azından hakim güçlerinki veya genelin kabul ettiği bir tarz var ise buna bakarak bir değerlendirme yapabiliriz, değil mi?

Bugün dünyada sorgulansa da ulus-devletler sistemi en büyük yönetsel araç olarak işaret edilir. Devletlerin demokrasi, hatta ileri demokrasiyle yönetilmeleri sistemleştirilmiştir. Örnekler vardır ve bilgi çağında usul yönünden hemen her şeyi öğrenebilmek mümkün. Kabul edilse de edilmese de kapitalizm genel belirleyici düşünce sistemidir. Ekonomiler ve politikalar buna göre temellendirilmektedir. Bunun devamı olarak serbest piyasa sitemi geçerlidir. Genel olarak refah ve güvenlik için yapılacak ne varsa bu şablon içinde düzenlenmektedir.

Sorun, birinin diğerine etkisinin çok başka boyutlarda, süreçlerde ve etki gösterecek şekilde gelişmesinden kaynaklanmaktadır. Tatmin şekilleri, beklentiler değişkenlik göstermektedir. Zamanın ve mekanın özellikle daraltıldığı doğal gibi görünen ortamlarda bilinen temel değerler hızla terk edilebilmektedir.

Toplumun her kesiminin bilinçli ve çağın sunduklarına vakıf olması beklenir. Eğitim her dönemden çok bugünün modern anlayışında önemlidir. Bilinçsiz toplum kolay sürüklenebilmektedir. Çünkü sürüklenmeleri sağlayacak doğrudan ve dolaylı sistemler çok gelişmiştir. Kurum ve kuruluşlar ne yaptığını bilecek şekilde gelişmiş olmalı ve ahenkle çalışmalıdır. Şeffaflık önemli bir konudur. Gizlenerek bir işin uzun süreli yürümesi beklenemez.

Modern yönetimlerde bütün bunlara bağlı bir liderlik anlayışı öngörülmelidir. Bugün liderlerin ilahi bir gücü yoktur, güç milletle alakalıdır, millet sağlam duruyor ve gücünü giderek artırmayı istiyorsa tercihini buna göre ortaya koyabilmektedir. Liderlik ifadesi yerine lider ifadesi kullanılamaz mıydı? Hayır, sistem sağlamsa liderlik önemlidir. Liderler geçicidir. Sistem önemlidir ve lideri meydana getiren ana kaynaktır. Arada bir liderin çıktığı sistemler aksarlar. Bu nedenle liderliğe bir sistem olarak bakmak şarttır. Modern yönetimlerde bu nedenle sandık anayasası yoktur; güçlü toplumlar vardır, ileri kültür düzeyi vardır, bilinç vardır, işbirliği için yeterli istek vardır, dengeler belirgindir ve ahenk vardır.

Sonuç

Önce sorulara cevap verelim.

  • Hicret döneminde toplumlar birleşebildi ve asıl hedefe doğru güç oluşturabildi ise bugün de yapabilirler. Yeter ki beklentilerini doğru ortaya koysunlar, dinlerini hakikaten öğrensinler, sapkın bir kültür ve geleneğin taraftarı olmasınlar, Sahih İslam’a sarılsınlar, akılla büyümeyi öğrensinler.
  • Bölünmüşlük çare değildir, ancak başka bir bölünmüşlüğün merhalesi olarak kabul edilebilir. Önemli olan bütünleşebilmeyi becerebilmek ve sürdürebilmektir. Buna istekli olmak için temel değerler, asgari sınırlar belirlenir.
  • Bir anlaşma metni ve kurucu yasa yapmak zor değildir. Kafaların arkasında gizlenmiş başka emeller yoksa elbette kolay yapılabilir. Bunun için önce işin sahibi kim bilmek gerekir. Elinde mühür taşıyanlar kimlerdir, mühür gerçekten önde görünenlerde midir? Bu nokta belirginleştirildikten sonra masaya oturulmalıdır.

I. Dünya Savaşı döneminde bölgede olan gelişmeleri iyi okuyalım. Bu dönemi yeterince idrak edemeyen toplumlar bugünü de ıskalarlar. İngiliz casusu Lawrence’ın arkasına takılan ve kirli ilişkilerle kendi geleceklerini inşa etmeye çabalayanlar bugün ya yaşamıyorlar ya da son demlerindeler. Ortada karmaşa dolu bir ortam bıraktılar. Ya bugünün Lawrence gibilerin takipçileri, o ders alamayanlar kimler? Siyasal coğrafya haritası çizme hüneri olanlara destek veren, tarihini okumaktan aciz o parlayıp sönecek destekçiler kimler?

Politika, işine göre davrananın manevra sanatı değildir. Politika önce insanlığa bir hizmet sunmalı, sonra birlikte olmaya karar vermiş ve ayağı yere sağlam basan insanların irade göstermesidir. İradelerini ipotek ettirenler topluma zarar verirler. Yangın yoksa acelecilik kötüdür, hata yaptırır. Daha yangın çıkmadan düzenli, dikkatli, ileri görüşlü ve tedbirli olmak gerekir. Bağımsızlık ve özgürlük idealleri doğru okunmalıdır. Tarihte görüldüğü gibi büyük devletler hep ilerileri düşünmüş, vizyon sahibi olmuş, planlamalarını uzun vadelere yaymış, kişilikli bireyler ve kurumlardan meydana gelmiş, sistemde sürdürülebilirlik ilkesini esas almışlardır.

Bugün uluslararası politik kültür kendi anlayışlarını ve dinamiklerini üretmiştir. Güce ve bilgiye dayalı bir süreci geçerli görmektedir. Bu yapıda yer tutabilmek ve gelişebilmek için kimin nerede ve hangi iradeyle durduğunu belirginleştirmesi gerekmektedir ve ne olup biteni doğru okumak esas olmalıdır. Liderlik sistemlerini, liderler üreten sistemleri inşa etmek için sabırla ve çok çalışmak gerekir. Eğer gerekeni biz yapamaz isek, step kanunu işler ve daha güçlüsü gelir yapar. Demek ki zamanı geldiyse atılacak adımlarda tereddüt edilmemelidir.

Bireysel çıkarları bir tarafa koymak, fedakarlık yapmak, geniş düşünmek ve hatta ölümün herkes için en temel gerçek olduğunu düşünmek erdemli olmak demektir. Tecrübesi çok olan bir toplumun başka aradığı ne olabilir? Yeter ki bilinçli ve erdemli olalım, had bilelim, çıkar guruplarının planlarını kavrayabilelim ve kendimize güvenelim!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Soru Üzerine: Maneviyat

DİĞER YAZI

Münafıklık

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi