uzun-savas
Uzun Savaş

Uzun Savaş

757 Tıklama
38 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Daha yakın zamanda Nijerya’da Boko Haram iki bin kişiyi katletti. Aynı tarihlerde Fransa’da bir “terör” hadisesi meydana geldi. Çeşitli çevreler konuyu derinlemesine tartışıyorlar. Nedenler ve sonuçlar masaya yatırılıyor. İki olayın birbirine yakın tarihlerde olması ibret alınacak başka sonuçları da gündeme getirdi. Akla şu soru geldi: Bu nasıl bir savaş?

Temel olarak “zamanın anlaşılması” konusunu tartışacağız. Evimize, iş yerimize, masamıza kadar yaklaşmış ve hatta içimize girmiş bu çatışma anlayışının bizlerde bir kültürel birikim olması beni bir hayli korkutuyor. Bir nebze bunun gerekçelerini sunacağım. Önce amacın anlaşılması için bazı düşünceleri gözden geçireceğiz. Sonra “Zemin Hazırlayıcılar” kavramı üzerinde duracağım. “Özgürlükçü Liberal Enternasyonalizm” başlığı ile yakın geleceğin genel bir çerçevesini özetlemiş olacağım. “Post Modern Savaşlar” hakkında mevcut ve dikkat çekici biraz teknik, biraz da gerçek bilgileri hatırlayacağız. Sonuç cümlesinden önce araya, “Zaman ve Mekan Sıkışması” kavramını koydum, bu bir soru yumağı şeklinde olacaktır. Sonuç bildiğimiz gibi, bir temenni…

Düşünceler

Politikada, ekonomide veya başka alanlarda bir manipülasyondan söz edilmesi doğru mudur? Hızlandırıcı ve sisteme odaklayan olmak için küresel çıkar sahiplerinin diğer bölgelere bakışlarında ortak değerler bağlamında sundukları bir çözüm modeli var mıdır? Varsa bu yararlı mıdır, zararlı mıdır?

Demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü, çoğulculuk gibi kavramlar ilkesel olarak insanlığın yararınadır ve sorunların temel çözümü bu noktalardadır. Eğer zemin akademik, politik veya başka yöntemlerle çok saf ve insanlık yararına olacak şekilde açıklanıyorsa mutlaka kulak verilmelidir. Bu ilerlemeyi özümsemek için gereklidir.

İnsanlık barışçı olacaklarla savaşı ve karışıklığı kendine yöntem olarak alan toplumları ayırt etmelidir. Ancak bunun başarısı sadece bir anlayışla açıklanabilir. Uygulamada, bir insan düşmanlığı olarak açıklanan ve hatta zalimlik şeklinde tanımlanabilecek türden saldırganlıkları engelleyecek “entelektüel kültürel birikimin” mevcudiyetinden şüphe duyulmaktadır. Özellikle politik ve akademik dilin bir iyi niyet ifadesinden öte gidemediği apaçık söylenir. Ancak yeterli bilgi birikiminden çok gerçek olana odaklanılmalıdır.

Böyle davranış sergileyen toplumların olumsuz inisiyatifleriyle dahi ancak “savunma amaçlı bir savaş meşrudur”. İnisiyatif alanlardan çıkarcılar ve istismarcılar gösterdikleri çabalarla gerekli olan zeminleri “gerçekten insanlık yararına” hazırlamak durumundadırlar. Bir başka yaptırım yöntemi olan diplomasi ile bazen insanlık bir tür yanlışı onaylamaktadır. Ama elde olan budur ve bu gereçler kullanılacaktır. Güçlüler ve eline imkan geçirmişler bencilce davranabilirler veya olana yeterli hassasiyeti göstermeyebilirler; her durumda düşüncelerinin ve eylemlerinin onaylanmasını beklerler.

Gerekmediği halde “saldırgan” tarzda bir savaşı meşru kılanlar insanlığa ihanet içinde olanlardır. Dil ve kullanılan yöntem ne olursa olsun, eğer biri diğerini zarar verici bir çıkar için meşru bir alana çekiyorsa, buradan dostluk çıkmaz.

Bir şekilde başlamış bir savaşta özellikle dost ve tarafsız olduğu kanıtlananlara asla zarar verilmez. “İnsan neslini korumak” en başlıca ilkedir. Ancak güçlü olanlar ve ellerine imkan geçirenler meşruiyetlerine bu durumu da akılda tutarak bir planlama yaparlar. Kanıtlar ve süreçler karmakarışık olabilir. Hele sanal alemin dikte ettirdiği kanıtlamalar insanlık adına daha hassas çalışmaları gerektirir.

Esas olan gerekli kurumsal yapıların inşasıdır. Bildik bir ifadeyle, yetkililer dünyanın bir yerinde bir şey oluyorsa “bana ne?” demeyeceklerdir, ama bugün ortaya çıkmıştır ki, müdahil olmanın yerel ve küresel kurumsal yapılarla ve usullerle meşru ve tamamen insanlık yararına geliştirilmesi şarttır. Hiçbir olumsuz çıkar peşine düşülmemelidir. Bu kolay mı? O vakit insan hakları gibi kavramlar anlamını bulur.

“Tarihin Sonu” tezini ortaya atan Francis Fukuyama’nın 2004 yıllarında sunduğu “Devlet İnşası” modelini hatırlayalım. Bu tür politik reçetelere bakıldığında ihtiyacı olanlara destek veren bir işle ilgilenen “danışmanların” mevcut olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. “Sizin için ben daha iyisini düşündüm, zaten insanlığın en modern çözümü de budur!..” şeklindeki bir fikirden hareketle modern dünyada bu tür danışmanlıklar yapılabilir görülüyor. Peki, uygulayıcılar bu reçeteleri yerinde inşa ederlerken gerçekten olması gerekenleri imar edebiliyorlar mı? Berlin Duvarı yıkıldıktan sonraki gelişmelere bakınız; işte size Ortadoğu ve Güney Asya örneği!

Burada ortaya odaklanılması gereken bir nokta çıkıyor. Prensipler, kriterler, standartlar, kavramlar ve niyetler doğru olmakla birlikte, uygulama çok daha önemlidir. Mevcut uygulamalara bakıldığında bazı endişeler beliriyor. “Kimine göre, duruma göre…” gibi değişiklikler bir çifte standardın varlığına işaret ediyor.

Elbette bu tür durumlara güçleri nispetinde katlanabilenler veya katlanamayanlar olacaktır. Asıl nokta bu değildir. Temel ve değişmeyen odak noktası ayrımsız insanlıktır. İnsanlık bir şekilde zarar görmeden süreçleri atlatabilmelidir. Örneğin, “Bakalım bir kereliğine şu bombayı insanların üzerinde deneyelim, etkisi ne olacak?” şeklinde bir bilimsel veya askeri çalışma hiç akla getirilmemesi gerekirken, tarih bize nice olumsuz örnekler göstermektedir.

Yine 2005’li yıllarda Joseph Nye’nin “Yumuşak Güç” kavramı ile pekişen yaptırımların özellikle coğrafyamıza yakın ülkelerde ne tür bir “demokratik değişim” süreçleri yarattığını görebiliyoruz. Bu süreçler daha da tecrübe kazanıldığından devamı şeklinde veya geri dönüşlerle rövanş alma babından devam etmektedir.

Diğer yandan G-7 diye isimlendirilen zenginler kulübünün telkinlerine bakınız. Tüm dünyaya temelde kapitalizmin, pratikte üretimin ve tüketimin sürekli artırılması çözüm olarak telkin edilebilmektedir. İnsanlık için en uygun çözümün bu tür kapitalist yöntemlerden geçtiği ifade edilmektedir. Buna dair destekleyici bilgiler teknisyenler ve entelektüeller tarafından verilmektedir. Örneğin Karl Popper, dünyada yoksulluğa tek çarenin üretimi ve tüketimi artırmak olduğunu savunan en bildik bilim yazarıdır.

Zemin Hazırlayıcılar

Her şeyin üstünde konumlanan çok güçlü küresel kişi ve kurumların genel bir tanımla bir “zemin hazırlayıcı” olduklarını öne sürebilirim. Küreselliği, değerleri, tatmin araçlarını ve genel gidişi yönetenlerin yapmaya çalıştıkları şey ve bütün buna eşdeğer konular, gerekli zemini hazırlamakla ilgilidir. Zemin hazırlayıcılar değişimi daha önceden kestirebilirler. Öne çıkmanın meydana getirebileceği kasırgaları kestirmeyi de hedeflerler. Ön saflara platform yapıcıları, yani politikacıları, teknisyenleri, yönlendiricileri ve oyalayıcıları sürerler. Bu yeni kavramların, standartların vs hazırlanması ve yaygınlaştırılması için gereklidir.

Küresel sistemde zemin hazırlayıcılar işlerin aksaksız kendi ajandalarına ve standartlarına bağlı çözülmesini isterler. Kendi aralarında sorunları çözmekte gecikenler için bağlı teknisyenlerinden şunu istemiş olabilirler: “Yönetmek istediğim ve dönüştürmek istediğim coğrafyalardaki sistemi, kendi doğal ortamı içinde sebepleri yaratarak, insan gücünü etkileyerek gerçekleştiriniz. Tartışmak çözüm aramak, diyalog ise çözüme yaklaşmak demektir. Öyleyse önce tartıştırın sonra çözümü telkin edin. Nasıl olsa herkes kendi çıkarını düşünecek ve benim sunduğum çıkarın içinde daha fazla ve çabuk imkan bulacaktır… Standartlarımızı ve kavramlarımızı dikte ettirin, eğer eksik standart ve kavram var ise derhal yeni bir tür üretin ve mevzuata koyun, ki muhataplardan bunları isteyebilelim…”

Ancak bu durum işin doğasında olan gerçekçi bir husustur: Büyük balık küçük balığı yutar, eğer ilk defada yutmuyorsa “yeterince” büyümesine izin verir ve istediğinde yine yutar. Peki, bu gerçek durum toplumlar için kapitalist düzenin zeminini yapanlara “kesin bir teslimiyet” anlamına mı gelmektedir?

Önyargılı tavır almak yanlıştır. Herkes ev ödevini kendi içinde eksiksiz yapmalı ve değişime uygun adımları atmalıdır. Bu, istekli, çalışkan, akıllı olmak demektir. Eğer süreçte bir boşluk olur ise bunu doldurmak isteyenlerin hemen öne atılacağı bilinmelidir. Her şey doğal ve kabul edilebilir bir mecrada gelişir, sanki ilişkilerde hiçbir sorun yok gibidir.

Zemin hazırlayıcılar her şeye bakar ve hedefine ulaşmayı arzular. Politikanın yanı sıra, ekonomi, güvenlik, sosyal, bilimsel ve teknolojik her unsuru kullanır. Güzel ilkeler, dersler, açıklamalar, entelektüel ifadeler ve politik güler yüz bir yana, olup bitenin endişe verici çerçevesi bir çelişki yaratmamalıdır. Zira gerçekte kendi yöntemleriyle sürdürülen başka bir plan daha vardır ki, bunu çok az kişi bilir.

Özgürlükçü Liberal Enternasyonalizm

Uzun bir savaşın yaşandığı tarihin bu döneminde Müslüman totaliter rejimlerinde özgürlük hareketleri görülüyor. Bazıları ibretlik sorunları da beraberinde sürüklüyor, bazıları ise az hasarlı çatışmalarla meşgul ediliyor.

Demokrasilerde özgürlük kavramının uygulamalarını çok genel anlamda gözleyelim: Seçim sandığına oy atarken, ekonomide tüketirken, sosyal yapıda ise seyahat ederken, insan kendini ifade ederken, diğer taraftan basınla, derneklerle, inancının gereğini yaparken… Peki, diğer rejimlerde bu kavram nasıl gözlenebilir? Ülkesine, liderine ve toplumun geleneklerine bağlı olarak gelişir, bazen sahte seçim sandığına oy atarken, mal ve hizmeti tüketirken, bazen birey kendi evinde veya işyerindeyken, eğer sorun yoksa inancının gereğini yaparken…

Hukuk ve kamu düzeni özgürlük için kulvarları belirler. Meseleye göre kulvarların yeterliliği tam ise sorun olmaz; eksikse veya yoksa normal şartlarda düzenlemeye gidilmesi gerekir. Hatta özgürlük denetlenir, kritik edilir ve geliştirilir. Usuller bir toplumdan diğerine önerilebilen bir şeydir. Örneğin özgür bir toplum, sınırlı özgürlüğe sahip bir ülkeye “şunu yaparsan, senin de olur” diyebilir. Bu işleri takip eden kurumlar veya sivil toplum örgütleri bile vardır. Bu tür sivil toplum örgütlerinin hedefi baskıcı olarak tanımladıkları ülkeleri özgür yapmaya çaba sarf etmektir. Bütün amaç Karl Popper’ın da dediği gibi; “açık bir toplum” yaratmaktır.[1]

Amerika özgürlük teması üzerine kuruldu. Kapitalizm özgürlükle eşdeğer görüldü. Küresel ekonomik sistem özgürlüklere verdiği primle büyüdü. İnsan kavramsal olarak özgürdür. Anayasalar bile böyle diyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi buna ait çalışmalar içindedir.

Ama bu ortamda bile özgürlük nereden başlıyor, nerede son buluyor; düşünmek gerekmez mi? Özgürlükler bahane edilip insanlar öldürülebilir mi? Özgürlük talebi nereden geldi? “Özgür olmak istiyorum” diyen kim? Ekonomik çıkarlar bu işin ne kadar içinde? Ekonomik çıkarlar toplumları “özgür veya değil, medeni veya değil” diye, hangi amaçla tasnif ediyor? Gerçekten insanlığın menfaatine bir durum ise ki bunun tersini hiç kimse savunamaz, çatışma kültürü oluşturmadan ve üstelik insanları öldürmeden bu iş için dayanışmayla bir çözüm oluşturulamaz mı?

Nye’ye göre çözüm şöyle öneriliyor: Yumuşak güç. Peki, çılgınca tüketmek ve başta üreticilerin, tacirlerin, stratejik değerleri elinde tutmak isteyenler ve bunlara hizmet eden politikacıların içine yerleşmiş istismarcıların çıkarı için, hasarlı özgürlük hareketleri sizce onaylanabilir mi? Şu anda “egemen küresel kültür” hakkında yapılan tespite göre gelinen seviyeye, “insanlığın geldiği iyi seviye” diyebilmek için bahse konu endişelerin giderilmesi gerekmez mi?

Yeni bir dünya sistemine doğru arayış devam ediyor. Eski tabiriyle “enternasyonalizm” aynı mantıkla, ama yeni bir isimle yerini bulacak gibi görülüyor. Komünizmin ve sosyalizmin ütopyası olarak enternasyonal bir dünya öngörülmüş idi. Fakat bu politik formlar kapitalizme yenik düşünce bir süre bu kavram beklemişti.

Kapitalizmin liberal demokrasi ve serbest piyasayla bütünleşmesi sürece bir ivme kazandırmış ve kürenin her coğrafyasında aynı veya benzer yönetimlerin kurulmasını yaygınlaştırma eğilimi artmıştır. “Liberal enternasyonalizm”, “modernizm” ve “post modernizm” kavramlarının politikada belirleyici olmasından sonra tekrar değer kazanmış bir kavramdır.

“Uluslararasılaşma” paralelinde seyahat, haberleşme, eğlence, ticaret, simge yayılması gibi konulardaki aşırı yayılma eğilimi geleceğin politik tarifinde enternasyonalizmi tekrar gündeme getirmiştir. Immanuel Wallerstein benzer yaklaşımla “Dünya Sistemi”[2] iddiasını ortaya atmıştır. Daha ileri gidenler uluslararası bir düzenin inşası için tartışmalara başlamışlardır bile. Biraz idealist düşünce olarak eleştirilse de en azından mal ve hizmetlerin dolaşımına, internet sistemlerinin izdüşümüne veya takip edilen moda alışkanlıkların yayılmasına bakılırsa, fiili bir durumun söz konusu olduğunu iddia edenler bile ortaya çıkmıştır. Barış, eşitlik, paylaşma, adalet ve küresel sivil sistem kurma gibi pozitif çağrışımları vardır. Buna karşılık “modern kölelik” sisteminin düzeni olarak da gösterilmektedir.

Post Modern Savaşlar

Son birkaç yıldır gün geçmiyor ki Irak Şam İslam Devleti (IŞİD-ISIS) haberlerine rastlamayalım. Tanımlamak için bir bakalım, bu nedir? Adında olduğu gibi bir devlet mi, yoksa bir örgüt mü? Bunlar terörist ise ellerinde neden ağır silahlar var? Adında İslam geçiyorsa neden katılımcıları içinde diğer inanışlardan insanlar var? İşte size tam bir post modern anlayışla ortaya çıkmış bir olay! Sadece IŞİD bile bizlere bu tarz post modern savaş ve çatışmaları tartışmak gerektiğini açıklamaktadır. Hatta çatışma yöntemleri içinde çok ilginç kareler bile bulmak mümkündür. Siber savaştan psikolojik harbe, insan kesmekten şehir basmaya; düzenli eğitimden yönetimsel anlamda çeşitli kurallar ve kanunlar vaaz etmeye çok geniş yelpazede uygulamalar göze çarpmaktadır. Bu örgüt sizce literatüre nasıl girmelidir?

IŞİD’in karşısına geçip bakalım: Birleşmiş Milletler’den veya NATO’dan tutunuz, bölgedeki herhangi bir örgüte kadar hepsi toplu bir mücadele içindedir. Hatta ifade edildiği üzere, ABD, PKK’dan dahi destek almaktadır. Bölgede en önemli bilinen istihbarat örgütleri yer almaktadır. Süper devletler insansız hava araçları (İHA) ile hedef bulabilmekte, anında hassas tapalı silahlarla vurabilmektedir. Bu mücadelede ülke sınırlarının önemi kalmamış gibidir.

Uzun Savaş[3] İslam ile savaşı konu alarak üretilmiş bir kavramdır. ABD Başkanı (oğul) Bush’un son dönemlerinde, 2007 yılında ifade edilen bir savaştır. Temelde 11 Eylül öncesinden başlayan ve daha sonra da devam eden belli bir düşmanlık tarifiyle ilgilidir. Bu savaş (ilgili dokümanlarda ifade edildiği üzere) İslam’ı terör ile özdeşleştirerek gerekli tedbirlerin alınmasını emreder. Kapsamında, teröre karşı tedbirler, bilgi harbi, Müslüman ülkelerin etkin olduğu coğrafyaların kontrolü vardır. “Yumuşak güç” kullanma, ikna yolları bulma, ortak hareket etme, dünyayı piyasa ekonomisine dönüştürme gibi yöntemlerle zenginleştirilir. Bununla birlikte, işkence, terör, canlı bomba, siber taarruz, psikolojik harekat gibi savaşın/çatışmanın birçok istenmeyen yüzü ha fazla görülür olmuştur. Bir soyutlamaya dayandırıldığı için kavramın süreç içinde değişikliğe uğraması söz konusudur. Sürekli düşmanlık ile insanı ve istismarcıları karşı karşıya getirir. Beklentisi “fiili düşmanlık” ve “kontrollü savaş” olup tecrübe beklentisi arttıkça kavram güçlenir. Çatışma alanları yaratılmasını gerekli kılar. Uygun zeminler arar veya yaratılır. Daha çok eski sömürgeler diye bilinen coğrafyalar bu savaşla daha çok iç içedir. İddialı ve dayatmacı bir kavramdır ve her şeyi bağlamında düzenlemeyi amaçlar.

Sizce adı “uzun” olan bu savaş halen devam ediyor mu? Bazı yazarlara göre III. Dünya Savaşı şu an olmaktadır. Acaba bu uzun savaş üstü örtülü dahi olsa bir dünya savaşı mıdır?

Son dönemde; “ağırlık merkezli savaş”, “ağ merkezli savaş”, “bilgi harbi”, “asimetrik savaş” gibi birçok savaş türleri tanımlandı, teşkiller oluşturuldu, altyapıları kuruldu, denendi. Silahlanma şekli de değişti. Örneğin bir hava vasıtası terörizme, elektronik karıştırmaya göre silahlar taşır oldu. Yeni nesil uçakların lojistiğinden tutun, bütün kontrolü, küresel tanımlamalar adı altında aynı amaç etrafında örgütlenen hakim ülkelerin müşterek organizasyonları ile tanımlandı.

Büyük ülkeler bu tip savaşları yapabilecek yeni karargahlar inşa ettiler. Yani yerlerinden güya barış ortamında, oyun oynar gibi, bir tür savaş sürdürülmektedir. Özellikle bilgi harbi türevi olan “siber savaş” böyle bir konudur. Hatta ilave kurumlar oluşturdular. ABD’de Homeland Security bunlardan en bilinenidir.

Asimetrik savaş günümüz çatışmalarında önemli bir kavramdır. Simetrik savaşta ordu orduya, asker askere karşıdır. Asimetrik savaşta karşı tarafta kimin olduğu belli değildir. Asimetrik savaş can yakıcıdır, terörü kullanır.

Çok iyi bilinir ki, terörizm insanlık ayıbıdır. Ama kimine göre terörist olan, diğerince kahraman kabul edilir. Yani soyut amaçlar ve isimlerle insanlar ölmektedir. Terörün hedefi masumlardır. Dili eylemdir. Sinsilik, zalimlik, fesat gibi kabul edilemez yöntemleri kullanır. Böyle bir intikam alma, zora koşma, alt etme yöntemi insanlık için tam bir fiyaskodur. Çünkü hedef geri plandadır ve bunu elde etmek için masumların öldürülmesi bile söz konusu olur. Korku ve dehşet saçarak sansasyonla meydan okuma yolu seçilmiştir.

Bu savaşlar ne zaman bitecek? Eğer bu bir sapkın inanç sisteminin, Binyılcı (Millennialism) düşüncelerin eseriyse durum endişe vericidir. Görünüşe göre John Gray “Kara Ayin” kitabında Apokaliptik inançları buna benzer açıdan ele almakta. Eğer “uzun savaş” açıklamalarının sahibi dünyadaki tarikatlar, örneğin bir yanda Evangelistler, diğer yanda Dar-ül Harpçiler ise durum daha da endişe verici olur. Eğer her ne düşünceden kaynaklanırsa kaynaklansın, beklenen Armageddon gibi Hz. İsa’nın da tekrar vücut bulacağı bir “büyük çatışma” ise; sizi bilmem, ben böyle düşünenlerin dünya sisteminin çok önemli mevkilerinde öylece yer bulabildiklerinden dolayı endişe duyarım. Eğer bu uzun savaşın menzili bu büyük çatışmaya karşılık geliyorsa, bizi aile bireylerimizden, dostlarımızdan, komşularımızdan bile ayırmak isteyen bir anlayış var diye düşünürüm, ki bu bana göre hiç de iyi bir şey değildir. Sizce düşmanlıklar bugün neden din üzerinden işleniyor dersiniz?

Zaman ve Mekanın Sıkıştırılması

Zaman ve mekanın sıkıştırılması kavramını özellikle Avrupalı nüfusun dünyayı kendi ölçüleri ile yönetme arzularına dayalı algısının bir sonucu olarak ortaya koymaktayım. Bugüne geldiğimizde ve eldeki sonuçlara bakılırsa, çeşitli coğrafyalardaki sıkışıklıklar bu kadar olmayabilir idi, kaynaklar bu kadar israf edilmeyebilir idi, yaşananlar bu kadar hızlı şekilde yaşanmayabilir idi, diye düşünebiliriz. Soru şu: Avrupalının aldığı inisiyatif bütün dünyaya mı bedeldir?

O halde konumuz Avrupa! Antik Yunan’dan başlayın bugün Fransa’da olan olaya kadar bir kronolojik inceleme yapın.[4] Aslında sadece Avrupa için detaylı bir çalışma yapmak gerektiğine inanıyorum. Kısaca özetleyelim:

Son buzul çağdan sonra ortaya çıkan ilk barbar kavimler kimlerdi? Haçlı Seferleri’ni kimler yaptı? Sömürgeciliği kimler yaptı? Afrika’yı kimler boşalttı, kendi bildiği gibi yaşayan insanları kimler köleleştirdi? Amerika kıtasındaki değişimi kimler yaptı? Soykırımları kimler yaptı? Dünya Savaşları’nı kimler yaptı? Politik akımları kimler harekete geçirdi? İlk kitlesel imha silahlarını kimler yaptı? Politikayı ve ekonomiyi kimler bu hale getirdi? Örnekler çoğaltılabilir.

Avrupa “steril” kalsın diğer coğrafyalar pis olabilir! Öyle mi? Jean Baudrillard’ın düşündüğü gibi, Avrupa steril ortamında kendi virüsünü yaratıyor! Küreselleşmenin zeminini kimler hazırladı? Dünyayı kimler bir köye çevirdi? Neyse, olan oldu! Şimdi insanlar şunu anlamalı: Birlikte nasıl yaşayacağız, birbirimizi boğazlamadan! Avrupalının kibirli yaklaşımlarıyla doğal dünyanın bağışıklık sistemlerini yok etmeye hakkımız yok!

Dünyada başkaları da var. Avrupa’nın hastalıkları Amerika’ya da bulaşmasın isterim. Bugün Amerika inisiyatifiyle daha büyük hamleler yapabilecek kabiliyettedir. Zeminleri hazırlarlarken çok düşünmelidirler. Karşı cepheler oluşturulup yeni bir zaman mekan sıkışması ile dünya iflasa itilmesin isterim. Siz istemez misiniz?

Sonuç

Eğer uzun sürecek ve hatta ne zaman biteceği bilinmeyen bir savaşı yaşıyorsak, bu konuda bir bilinçlenme şarttır. Sanırım bu konuyu adı, yöntemi ve gelişimi bakımından gözden kaçırıyoruz. Bugün mahallemizdeki, iş yerimizdeki veya bir kafedeki insanın kimler tarafından yönlendirildiğini bilemeyecek kadar başka türlü bir yaşam tarzını idrak ediyoruz. Hem bu olanlar din ve İslam adına cereyan ediyor.

Tarihte zulümden çıkar üretenler hep vardı, yine olacaklardır. O halde insanlık adına şapkamızı önümüze koyalım ve bir kez daha düşünelim. Bu olumsuz durumu bir başkası değil, yine insanlar çözecektir.

Düşünceme göre mücadele giderek bireyselleşiyor, sorumluluklar bireye iniyor; bir taraf olmaktan tutun, çok özelde dahi bir korunma sağlayana dek, böylesi bir post modern savaş ortamında ancak bireysel bazı tedbirleri alabilecek halde gibiyiz. Bu bile bir belirsizlik ve endişe verici hadisedir.

[1] Bkz., Karl R. Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, çev. Harun Rızatepe, Remzi Kitabevi, 1994.

[2] Bkz., Immanuel Wallerstein, Dünya-Sistemleri Analizi, çev. Ender Abadoğlu, Nuri Ersoy, bgst Yayınları, 2. Baskı, 2011, İstanbul.

[3] Jacquelyn K. Davis, Radical Islamies Ideologies and the Long War Implications for US Strategic Planning end US Central Command’s Operations, The Institute for Foreign Policy Analysis, IFPA, 2007.

[4] Ben “Zaman Dizini” olarak geniş bir zamanı ele almıştım. Sizler buradan Avrupa ile ilgili olanları tekrar inceleyebilirsiniz. https://muttakilik.com/zaman-dizini/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Din ve Uyum

DİĞER YAZI

Zaman Dizini

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka