Vizyon, Strateji ve Politika

Okuyucu

Sizlere Ukrayna meselesini değişik açılardan açıklayacağım hem politik hem askeri-stratejik. Acaba Rusya zor durumda mı? Müdahil ülkeler bir savaş yapmadan bu işin altından kalkabilecek mi? Türkiye’nin arabuluculuğu neden değerli? Bu gibi soruları etraflıca açıklayacağım. Yoğun propaganda ortamındayız. Akılları karıştıran kamplar var. Dolayısıyla konuyu kapsamlı anlatmak zorundayım. Önce politik mülahazaları, sonra Ukrayna sorununu bütün yönleriyle açıklayacağım, peşinden çok önemli gördüğüm askeri-stratejik mülahazalara geçeceğim, ne de olsa bu bir savaş halidir, Türkiye’nin yerini belirledikten sonra konuyu başlayacağım. Bir tarihi kırılma zamanındayız, hassasiyet gösterilmesini tavsiye edeceğim.

POLİTİK MÜLAHAZALAR

Bir önceki yazım olan Ukrayna Üzerine Tarafların Strateji ve Hedeflerinde bu politik konuyu etraflıca açıklayacağımı ifade ettim. Neydi konu? Rusya’nın oligarşik sistemi, asıl Ukrayna’dan veya NATO’dan değil, demokrasi rüzgarından korkmaktadır. Baştan başlayıp etraflıca konuyu analiz edelim öyleyse, bu arada kendimize de dersler çıkaralım. 

Öncelikle genel ifadeler de olsa çok kısa biçimde tarihe bakalım: Bugüne dek Avrupa neleri aldı, hazmetti ve yaşadı? Roma ve Antik Yunan aklını aldı; dini aldı, Katolik, Ortodoks, Proteston aklı geliştirdi; Kavimler göçünü yaşadı; bereketli toprakları kullandı; Otuz, Yüz ve çeşitli savaşları hatta Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nı yaşadı, yaşattı; vebadan kırıldı, sanayi devrimlerini yarattı; sömürgeciliği ve emperyalizmi yarattı; deniz ticaretini, bankayı, kambiyoyu, takası, dövizi ve daha pek çok ekonomik değeri yarattı, sistemleştirdi; Birlik fikrinin oluşturdu, Avroyu yarattı… ABD neleri aldı, hazmetti ve yaşadı? Önce Avrupa’daki, sonra Dünya Savaşları’nın hemen peşinden gezegendeki her aklı, zenginliği, değeri, sistemi aldı; büyük ve yeni kıtanın zenginliğini kullandı; Fed ve Doları yarattı… 

Bütün bunların toplamı “Batı medeniyeti” denen anlayışı, kültürü, gücü yarattı. Batı medeniyeti “sistemli kapitalizm” işleyişini yarattı. Kuzey Atlantik Paktı’nı (NATO), Birleşmiş Milletler’i (BM), Bretton Woods’u kabul ettirdi, geliştirdi, kurumlarını sistemleştirdi, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, ticaret sistemleri, vs. kurdu, işletti. Zamanında Hindistan’ı da Çin’i de sömürdü. Nüfusları fazla bu iki ülkeye ilave, Güney Kore, Tayvan, Singapur ve diğer Doğu Asya ülkelerinin, Anglosphere kapsamında Kanada’dan, Güney Amerika’dan, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya kadar belli coğrafyalarda ülkelerin kurulmasında ve sistemleştirilmesinde rehber ve kural koyucu oldu. Bugün G7 diyoruz, bu gelişmiş ülkeler grubu coğrafya olarak Batı ülkelerinden ve Batı’nın sistemini kullanan Japonya’dan müteşekkil. Hatta çıkara göre tarif ettikleri uygulama yöntemi farklı olmakla beraber Rusya da Çin de kapitalist ekonomiye bağlılar. Şimdi aralarında kapitalistçe bir kavga var!

Tarihte imparatorlar dünyayı tek yöneten olmak adına savaşmışlar, temas ettikleri topluluklara, kendilerine tabi olunması zorunluluğunu dayatırlar. Tarihe mal olan güçlü imparatorlar strateji ve çıkar konularını iyi bilirler; buna göre hareket ederler. Bugün kavramlar farklı gibi görünse de sistemler imparatorların yerine geçti. Bugün Batı’nın demokrasi sistemi sanki bir imparatorluk gibi davranış sergiliyor, bana tabi olun diyor, ama Akıllı Güç’ü kullanıyor, içinde Yumuşak Güç ağırlıklı yer işgal ediyor. 

Biz Türklerin bir medeniyeti yok mu? Var, hem de çok güçlü, köklü ve övgüye değer. Türklerin kendileri bazen bunun değerini unutmaya yüz tutsalar da kaybolmayan bir medeniyet gücü var, yadsınamaz. Bu köklü Türk medeniyeti, bugün belki benzeterek açıklamak doğru olacaktır, Japonya’nın gibi hem kendi kültürüne bağlı hem de Batı medeniyetine entegre olacak biçimde gelişen yoldadır. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ile birlikte bu vizyonu belirledi, kurumsal yapılar inşa edildi. Cumhuriyet, demokrasi, devrimler, Batı’ya entegrasyon çabası…

Rusya ve Çin bir imparatorluk mu, tartışılır. Hanedanlık sınıfındandır desek daha doğru olur. Rusya tarihte emredici bir devlet olmuştur; buna karşılık temsil ettiği medeni fikirlerle çevresine cazibe yaratabilmiş güçte olamamıştır. Knezlikleri bir yana bırakalım, zaten durum bellidir. Rusların gelişmesi daha çok Osmanlı İmparatorluğu zamanı içine dahil edilebilir. Avrupa güç dengelerinin onlara verdiği fırsatlardan yararlanmışladır. Bunlar savaşa ve diplomasiye dayalı gelişimdir. Çarlık zamanında zulüm, gözyaşı ve istilalar vardır. Romanovlar dönemi ortadadır. Sonraki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) zamanında Komünist akım bile Ruslara ait değildir, onlar bir biçimde uygulayıcı olmuşlardır, kendi halkına bile bu düşünceyi yerleştirirken zulüm yapmışlardır. Ne Lenin’in gerçek adı Lenin’dir ne de Stalin’in gerçek adı Stalin’dir, bunlar takma adlardır. 

Peki yakın dönemde Aleksandr Dugin ne anlatıyor? Kısaca “Avrasyacılık” denebilir. O kadar üzerinde durmaya gerek yok ama, burada bir örnek olsun, öylece bakalım: Düşünün, gerçekçi olun, bugün “kapitalizmin, liberalizmin karşısındayım” demek her şeyi değiştirmeye yeterli midir? Eğer bir uzay kolonisi kurulursa belki ilk Dugin gibilerin sistemi kurulurdu! Burası öyle bir gezegen değildir. Bugün daha büyük, felsefi ve bilimsel tartışmaları Batılıların kendisi yapıyor. Sadece Fransız filozoflar yeter Batı’yı ve sistemini sorgulamaya. Çekin Dugin’in arkasındaki politik gücü, geriye ne kalır, bir bakın isterseniz. Dugin gibiler kimin gücünü ve kaynaklarını alıp, kiminle rekabet etmeyi öneriyorlar? Bu fikrin derinliği, tam anlamıyla fiiliyata geçirilse dahi sistemin gereken kurumları nerede? Yoksa bugün tartışıp iki asır sonra mı meyvelerini yiyeceğiz? Yoksa Dugin ve onu destekleyenler, Orta Asya’yı Rusya’daki oligarklara katarak ABD veya Çin ile mi mücadele etmeyi öneriyorlar? Nerede Rusların rehber olacak o güçlü medeniyeti? Bankaları veya offshore hesapları nerede? Takas ettikleri ve biriktirdikleri para dolar değil mi? 

Rusya’da matematik ve sanat oldukça iyidir, inkâr edilemez. Askeri stratejiyi de bilirler. Orta Asya’nın zengin bütün yeraltı kaynaklarını ve Sovyet döneminde bütün insanların emeğini aldılar. SSCB zamanında ruble, silah, ideoloji satarak genişlediler. Bugün rubleyi canlandıracak neleri var? Silah satıyorlar, petrol ve gaz gibi para ediyor. İhraç edecek ideolojileri ise çoktan tükendi, şimdi başka ortaklıkların peşindeler.

Burası önemli! (1) SSCB dağılınca bu birlikten ayrılıp yeni kurulan ülkelerden bazıları kendi çabalarıyla imkân buldukça Batı medeniyetinin çizgisine girmek istediler, girdiler, kurumlarına dahil oldular, karşılıklı anlaşmalar imzaladılar. Veya (2) bu ülkelere Batı Medeniyeti tarafından günümüz şartlarına bağlı yol ve yöntemlerle (çoğunluk uygulamalara bakıp söylersek, Yumuşak Güç yöntemiyle) yaklaşılması sonucunda kendi sistemlerine bağlanması temin ve tesis edildi. Sonuçta Batılı oldular. Ayrımsız ifade ediyorum, bu iki şıkka bağlı süreçler devam ediyor. Örneğin Ukrayna meselesi bunlardan birisidir. Ancak Ukrayna karadan olduğu gibi denizden de Moskova’yı çevrelemektedir.

Post-Sovyet zamanında Avrupa’da Baltık, Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri bu Batı’ya entegrasyon süreçlerini büyük ölçüde tamamladılar. Peki bugün neden Rusya ve Rus yanlıları, NATO’nun genişlediğini ve NATO’nun bir tehdit unsuru olduğunu söylerler? İddia edildiği gibi bakalım olaya, Rusya’nın kendisi neye dayanarak NATO’nun genişlemesine karşı çıkıyor? Bir nüfuz mücadelesi söz konusudur, tarihi gerekçeler vardır, Ruslar ile Almanlar, Fransızlar, İngilizler, vs. güçler ve aynı değerlere sahip Amerikalılar arasında sürüp gelen meseleler vardır. İyi de Rusya gibi, aynı şekilde, belki de Rus’tan çok Rus taraftarı bir anlayışla düşünen ve hareket eden (örneğin) bir Türk savunucu olabilir mi? Eğer Türkiye’nin net çıkarı öne sürülüyorsa, ki böyle olması gerekir, bu anlaşılır. Ancak öne sürülen çıkarları önce listelemeliyiz ve bunları rasyonel olarak tartışmalıyız. Strateji en az 50-100 yıllıktır; öne sürülenlerle bu ülkenin bu zaman ve sonrasında neler kazanılacak iyi hesap edilmelidir. Propaganda yapmak başka bir konudur. 

UKRAYNA SORUNU

Tarihte bugünkü Ukrayna toprakları tek bir devlet kuruluşunu açıklamaz, kavimlerin hareket-geçiş alanındadır. Ancak daha çok bölge Orta Asya’dan Batı’ya göçen ve zaman zaman yerleşip devlet kuran Türklerin kullandığı alanlar halindedir. Aşağıdaki Hun Devleti’nin hareketine bakkalım:

Hunlar ve Kavimler Göçü

Bu haritada da görüleceği üzere bugünkü Ukrayna Devleri topraklarına Hunlar MS 370’ten itibaren geliyorlar. Hunların etkisiyle Kavimler Göçü yaşanıyor. Bugünkü bazı toplumların ve devletlerin adı bu zamanlarda oluşuyor. Slavlar dahi bu zamanları fırsat bilip yayılma imkânı bulmaya çalışıyorlar. Bugün Hunlar, daha sonraki Türk devlet ve kavimleri bölgede hep var olmuşlardır. Bir bakış açısıyla Slavlardan çok Türklerin bölgesidir buraları.

Ama reel-politik başka bir konu olsa gerekir. Nasıl bugün (örneğin) Birleşik Arap Emirliği gibi bir ülke var ise başkaları da oluyor. Zaman içinde anlaşmalar üzere uluslararası tanzim şekilleniyor. Toprak üzerinde meşru bir ülke vardır, ancak esas olan o ülkede kültür ve o kültürün temsilcisi toplumlardır. Bugün Ukrayna’da Slavlar da vardır, Türkler de. Ama Slavlar yakın dönem siyasi gelişmelerle, Çarlık Rusya’sı ve devamındaki Sovyet döneminde elde ettiği bazı haklarla, yayılmacı ve nüfusu dizayn etme girişimleriyle beraber bakıp burası benim diyorsa bu olmaz. Eğer bir hak varsa Slavlardan çok Türklere sorulmalıdır bu coğrafyanın akıbeti. Zira VI-VIII. Asırlarda Gagauzlar, Peçenekler, Hazarlar ve İskitler bu topraklarda Türk Devletleri kurmuşlardır. 

Sanki geçmiş hiç yok ve kolaya kaçan tarihçiler, zamanı başlattık, referans nokta şudur, diyorlar. Bakınız: Bazı tarihçiler tarafından Ukrayna toprakları Slav yayılma alanı olarak tarif ediliyor. Yani Hunlar ve sonrasındaki Türk kavimleri hiç yok gibi anlatıyorlar. 

Ukrayna neresidir biliyoruz, biz Türklerin Tataristan dediği yer. Peki Ukrayna sözcüğü ne demek biliyor muyuz, bu soruyu kendimize sorduk mu? Ukrayna’nın XII. Asırda Kiev’de yaşayan Slavların Polonya sınırını belirlemek için ifade ettikleri bir sözcük olarak biliniyor. Kiev bir ülke değildi o vakitlerde. Tatarlar bu bölgede daha kalabalıktı. Kiev Devleti daha sonra ortaya çıktı, adı Ukrayna da değildi. Zira bölgede Tatarlar vardı.

XVII. Asır Tataristan

Bir dönem Kiev, Rus Ortodoksluğu ve Roma Katolikliği arasında bir mücadele konusu oldu. Ukrayna’nın başlangıcı Kiev Devleti’dir. Peçenekler, Kumanlar ve Altınordu ile Kiev’in bir süre mücadelesi olmuştur. Bu bölge XIV. Asırda bir süreliğine Litvanya’nın kontrolüne geçmiştir. XVI. Asırda Litvanya ve Polonya birleştiler, Kiev de bunların içinde kaldı. Osmanlı döneminde Litvanya Büyük Dükalığı ve Polonya Krallığı bir dönem burayı yönetti. Bu dönemde Kırım Hanlığı kendini gösterdi. Kazaklar 1648’da isyan ettiler. Sonra Kazaklarla Ruslar arasında bir antlaşma yapıldı. Rus-Polonya Savaşı yapıldı ve 1686’da (adı böyle) Ebedi Barış Antlaşması imzalandı. Dinyeper Nehri’nin doğusu Rus egemenliğine girdi. Ukrayna’nın bir bölümü de Osmanlı İmparatorluğu ile ayrı bir antlaşma imzaladılar. Sonra, 1783’te Ruslar Kırım Hanlığı’nı ele geçirdiler ve Kiev Ruslara geçti. Ukraynalılar 1917 Bolşevik İhtilali zamanında Ruslara karşı bağımsızlık savaşı verdilerse de Bolşevikler 1920’de tekrar bu bölgeyi işgal etti.

Kırım Hanlığı’nın Ruslar tarafından fethinden sonra (1772-95), Romanovlar ve Habsburglar yüz yıl boyunca günümüz Ukrayna’sını oluşturan tüm bölgelerin kontrolünü elinde tuttular. Yani Türkler bir kenarda, Germenler ve Slavlar diğer tarafta ama güçlü halde oldular. Sonrasını biliyoruz, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, Soğuk Savaş ve Berlin Duvarı’nın yıkılışı dönemleri var.

Çarlar bu bölgeye yoğun Slav sürmüştür. Bu nedenle Ukraynalıların Ruslarla yakınlığı olduğu yaklaşımı vardır. Tarih çizgisinde bir kesit alıp bakıldığında geçerli sebepleri bulunabilir; dil, din, coğrafi şartlar, vs. dahildir. Soğuk Savaş sonrası SSCB dağıldı ve yeni bir statüko inşa edildi. ABD, NATO, Avrupa ülkeleri bu yeni statükoyu esas alıyor. Rusya’nın stratejik ve güvenlik endişelerine bakmıyor. Rusya ise kendi başat ülke refleksiyle düşünüyor ve güvenliği ön plana alıyor. Bu gözle bakılırsa şunu ifade etmek gerekir: haydi ele ele verelim Rusların güvenliği için çalışalım! Dünya böyle bir yer değil ama…

Ukrayna diyelim; tarihinde halk hiç Ruslarla birlikte olmayı istemedi. Kiev Devleti varken Ruslar burayı ilk işgalle aldılar. Kievliler kendi istekleriyle Rus egemenliğine girmediler. Birinci ayaklanma 1917 Bolşevik İhtilali zamanındadır, Ukraynalılar Komünist idareyi istemediler. Bu ayaklanma, Bolşeviklerin 1920’de bölgeyi zapt etmesi sonucunda durmuştur. İkinci ayaklanma 1988’dedir. Hürriyet ve demokrasi talebi ile Rukh (Halk) Hareketi başlatılmış, Ukrayna Halk Cephesi o tarihten itibaren vardır. Bağımsızlık SSCB dağılınca, 24 Ağustos 1990’da geldi. 1 Ağustos 1991’de bağımsızlık ilan edildi. Üçüncü hareket 2004’te geldi, buna Renkli Devrim dediler. Sanki Batıdan geldiler ve halkı kandırıverdiler! Bu olay tam böyle değildir, çoğunluk Ukrayna halkı başından beri Rus egemenliğini istememiştir.

Görünen o ki, bugün (çoğunluk) Ukrayna halkı ABD’nin politikaları etkisiyle Avrupalı olmak istiyor, diğer AB’ye ve NATO’ya giren Romanya, Bulgaristan vs. ülkeler gibi. Hal böyleyken deniyor ki; “kardeş toplum olan Rusya ve Ukrayna arasındaki meseleye neden ABD ve NATO müdahil oluyor?” Örneğin Doğu Bloku’ndan ayrılan Polonya veya Romanya bu meseleye müdahil olabilir, Almanya olamaz, böyle bakılsın isteniyor köklü Avrupa meselesine. Ancak bana göre Ukrayna ile Türkiye de kardeştir, bu sava ne diyeceksiniz?

Evet, bugün Ukrayna ve Rusya arasında sorun var. Rusya tarihsel birikimle nasıl bir medeniyete sahiptir? Rusya, Kırım’ı ilhak etme hakkını kendinde neden buldu? Ruslar Ukrayna’yı bir eyaleti gibi mi gördü, yoksa karakol ülke gibi mi değerlendirdi? “Sıcak denizlere” inmeyi hedef gösteren Çar Deli Petro’nun vizyonuyla Ruslar ancak Bolşevik yayılmacılığıyla o sıcak denizlere inebildiler ve tarihte Türk toprağı olan Kırım’ı 2014 yılında cari konuları bahane edip işgal ettiler. Dobass’a müdahale ettiler. Halen aradaki 2 km’lik tampon bölgeyi yaşlılar, kadınlar, çocuklar yaya geçiyorlar, kimlikler değiştiriliyor, bunları ancak Ukrayna halkı bilir, öyle değil mi? BM kayıtlarına göre 2014-21 arasında bölgede 13 binden fazla Ukraynalı sivil öldürüldü. Nerede o kardeşlik?

Şunu biliyorum ve söylüyorum; toplumlar zaman içinde doğallıkla kaynaşırlar ve kendi hallerine bırakın bir sorun çıkmaz. Doğal şartlarda Ruslarla Ukraynalılar kaynaşabilirler. Bu noktada bakalım, politik çıkar nerede aranmalı? Oligarklarda mı demokrasi ve özgürlük isteyenlerde mi? Tarihten örnek; Stalin’in zorbalığı mı ideolojinin üstünlüğü mü? 

Bilindiği gibi büyük (veya başat) güçlerin bakış açısına gelince ve çıkarlar netleşince, durum pek değişmiyor: Rusya ne yapıyorsa ABD de yapıyor, ABD ne yapıyorsa Çin de yapıyor, sadece yöntemleri farklı oluyor, Avrupalılar da öyledir. Bu gerçeği bilmeyen yoktur. Modern kölecilik, post-kapitalizm, neo-liberalizm, küreselcilik bilinmektedir. Gerçek, bugün Rusya ve Çin başat güçler sınıfındadır. Başka ülkeler (örneğin Türkiye) ise büyümek ve güçlenmek isteyen taraftadır, öyleyse herkesten çok çıkarcı, ancak rasyonel olmalıdır. Güç mücadelesinin nasıl yapıldığını tam olarak bilmeden bizlere ideolojik tavır takınan aklı evvelleri bu vesileyle bir daha hatırlamamız gerekir.

Bir önceki yazımda değinmiştim, şimdi meselenin özüne gelelim. Eski Moskova Büyükelçisi Prof. Michael McFaul diyor ki; “Putin için gerçek tehdit, Ukrayna’nın uzak bir gelecekte NATO üyeliği değil, bugün Ukrayna demokrasisi.” Buna ne denir? Bakın, konuya bu tezle yaklaşılırsa işte size Batı medeniyeti ile Rusya’nın asıl tehdit konusunun ne olduğu! Neden? Bugün Ukrayna, Gürcistan, Moldova, yarın Rusya’nın kendi iç meselesi, yani Oligarşik Kapitalist çıkarların kayba uğraması. Kim asırlardır biriken o büyük servetinden ve koltuğundan fedakârlık edebilir ki?

Hatta ucu Çin’e kadar uzuyor bu bakış açısının. Zira Xi Jinping, Vladimir Putin’e geçtiğimiz haftalar içinde video konferans sırasında, “arkandayım” mesajı verdi. Bu ülkelerin ve toplumların demokratik tercih yapma süreci böyle giderse, elbette Komünist Çin yönetiminin güttüğü Devlet Kapitalizmi de tehdit altına girebilir. Öyleyse her ikisi için de asıl sorun bu olamaz mı? Fark ettiğiniz gibi kapitalizm, sermaye, bankalar, ekonomik beklentiler, büyüme tabloları değişmiyor; ama “liberal demokrasi” yerine, “oligarşi” ve “devlet” ifadeleri sarf ediliyor.

Şunu da ilave edelim, ABD’den küresel sisteme Joe Biden bir sözcü gibi sesleniyor. Demokrasi fikrini Biden Doktrini’ne ve Küresel Eğilimler-2040 vizyonuna yazdı, dünya okudu. Biden ve ekibinin arkasındakiler kimler? Elbette o bildiğimiz emperyalistler. Savundukları Batı medeniyetidir. Onlar da asırlardır biriktirip elde ettiklerinden feragat etmek istemiyorlar. Bu böyle bilinmelidir.

Siz Kırım’ı konuşurken bir Rus oligark rahatlıkla Londra’daki bankerlerin karşısına oturabiliyor, çocuklarını Batı’da okutabiliyor, süper yatlarını İtalya’da inşa ettirebiliyor, İsviçre’de kayak yapabiliyor… Hatta daha önce görüldüğü üzere Donald Trump ile veya damadı Jared Kushner ile iş konuşabiliyor. Elitler böyledir.

ASKERİ-STRATEJİK MÜLAHAZALAR

Başta şunu ifade edeyim, savaş stratejisi açısından. Bir ülkeye baskı yaptınız, karadan yaklaşmanız bir değerdir, örneğin 100 birim etki etti, denizden de baskıyı çeşitlendirirseniz bununla beraber etki değeri 200 birim olur. Zira karadan savunma sistemleri için ayrılan gayret bellidir, ama deniz de işin içine girerse bu durumda savunma tertiplenmesi çok daha güçleşir. Bu tür bir yaklaşıma üçüncü boyutu eklerseniz, yani hava ve uzayı, bu taktirde hesaplar çok başka formüllerle yapılır. Konumuz ABD ve Rusya gibi başat güçler olduğuna göre, uzaydan nükleer saldırıyı da buna eklememiz gerekir. Nükleer aktif savunma demek sınırlı taarruz demek olur. Bu ise genel nükleer harbi çağırır. Bu bakışla üçüncü boyutun hesap mantığı lineer olmayan şekilde savaşa etki eder. 

O halde Rusya ve ABD (elbette NATO) geriliminde çatışma veya savaş senaryoları yapanların bu sistematiği bilmesinde yarar vardır. Rusya veya ABD gibi ülkeler, sırasıyla; (1) çok yakınında denizden gelebilecek bir baskıyı en aza indirmek ister, (2) stratejik-tarruzi hava gücünün savaşla birlikte etki etmesi safhası uygulanır, (3) Caydırıcılık için Kitle İmha Silahları hemen ileriye sürülür. Bunları aklımızda tutalım.

Soğuk Savaş’ta Sovyet Karadeniz Donanması (Sovmedron) Ukrayna’da demirliydi. Dağılan SSCB’den yeni devletler anlaşmalarla birbirinden ayrıldılar; hem karşılıklı-ikili hem de Batı (örneğin AGİT) ile yaptılar anlaşmaları. Bu anlaşmalar şimdi Rusya’yı rahatsız etmektedir. Eğer Ukrayna NATO’ya girerse bunun anlamı nedir? NATO gemileri başat ülke Rusya’nın hemen dibindeler. Moskova mihveri güneyden kuşatılmış olacak. Bu şartlarda Kırım’ı isteyen Rus güçleri daha fazla tutunamaz, savunamazlar buradaki birliklerini. Üstelik Moskova yolu güneyden açılır. Bunu Rusya elbette kendisine tehdit görür. Bu durumda bugün Rusya, ABD’ye ve NATO’ya savaş verircesine direnmek zorunda kaldı. Rusya bundan dolayı 100 binden fazla askeri buraya konuşlandırdı ve NATO’yu tehdit olarak görmektedir.

Sıradan haber gibi okuyanlar var, ama öyle değil, İsveç’in ve Finlandiya’nın NATO’ya dahil olması çok önemlidir. NATO görüşmeleri devam ediyor. Rusya bu şekilde kuzeyden yaklaşma istikameti ile baskı altına girecektir. Elbette İsveç ve Finlandiya’nın Kuzey Buz Denizi bölgesi bakımından önemi büyüktür. Toparlarsak, bu iki ülkenin NATO’ya girmesi Rusya için gerçekten ciddi bir durumdur.

Rusya savunma konularında Batı’dan güvence istiyor. Peki neler olmalı bu istenen yazılı güvence listesinde? Doğu Avrupa ve Baltık meseleleri ile stratejik silah kategorileri hakkında güvence istiyorlar. NATO güçleri doğuya doğru düz araziden yaklaşılırsa Moskova’ya kolaylıkla gider. Hele Moskova yaklaşma istikameti üç koldan açıldıysa ve Moskova açığa çıktıysa Rusya bunu asla kaldıramaz. 

Ruslar iyi strateji bilir demiştim, ama Amerikalılar da bilirler. Şu an karşılıklı hamleler geliyor, bitene kadar sürecek bu adım atmalar. Bakalım kim vaz geçecek (cayacak)? 

Ancak senaryolar gösteriyor ki, eğer büyük bir savaş çıkmadıkça ABD her hâlükârda kazançlı çıkıyor: Ukraynalılar NATO’ya ve AB’ye girerler. ABD için Rusya’nın ilhak ettiği Kırım çok önemli değildir, onlarda kalabilir. Ancak Ruslar bunu 2014’te adımını buraya atarak gösterdi, denizden açık vermek istemiyor. Moskova için savunma maliyeti ve alınan risk en az iki katına çıkar. Bu durumda Ruslar bir şekilde çatışmayı veya savaşı göze alırlar. Stratejik kayba uğramadan konuyu en az zayiatla atlatmak isterler. Nükleer tehdit bu nedenle masada birinci konu olmuştur. Unutulmasın, 10 Ocak’ta Cenevre’de özel temsilciler Rusya’dan Sergei Ryabkov ABD’den Wendy Sherman karşı karşıya geldiler, 8 saat görüştüler ve görüşme sonrasında Sherman, “nükleer konuları konuştuk,” şeklinde açıklama yaptı. Nedeni anlaşılıyor değil mi? Bütünüyle Batı bu türden bir stratejik baskıyı ister mi? Şimdiden Avrupa yan çizmeye başladı bile, bu küresel-ağır şartlarda bir de savaş çıkmasın, hatta nükleer silah konuları Avrupa kıtasında konuşulmasın diyorlar, Ukrayna meselesini bir süreliğine ertelemeyi düşünüyorlar.

Bu hususları, ABD ve Rusya Arasında Stratejik DiyalogKuzey Yarımkürede Rusya ve NATO Savaş Hali başlıklı yazılarımda yazdım. Yine yakın zamanda Çin’in stratejisini esas alarak, Küresel ABD ve Çin Rekabeti ve Türkiye başlıklı yazıyı yayımladım. Bunları da okuyabilirsiniz.

TÜRKİYE 

Bu bağlamda gelelim Türkiye’ye… Türkiye’nin liberal demokrasiyle sorunu yoksa, ki öyle görünüyor, bu süreç içinde tarafı da bellidir. Başka ifadeyle açıklayayım, bir NATO üyesi ülke olmasından daha çok, savunulan fikirler ve kurumsal bileşkeler yönüyle bakın olaya, bağımsız, egemen, özgür ve gayet tecrübeli bir ülke olarak Türkiye, Avrupa Birliği (AB) vizyonunu devam ettirmek istemektedir. Daha geçenlerde Cumhurbaşkanı AB Büyükelçilerine yaptığı konuşmasında, “AB’ye üyelik stratejik hedefimizdir,” şeklinde açıkladı. 

Öyleyse rasyonellikten uzak, akıl karıştıran birbirine benzemeyen bir sürü iddianın ne manaya geldiğini iyi düşünmek gerekir. Ama eğer oligarkların, komünist veya kapitalist elitlerin sermayesi ile güçlenen yeni bir ekonomi ortaya çıkar ve Batı sisteminden daha çok (takas gücü dahil) değer üretir ise işte o zaman Türkiye üretim ve güçlenme perspektifini buna göre yeniden belirler. Bunlar bugünden yarına olacak işler değildir.

Son hanedanlıklar Osmanlıyı, Habsburgları, Romanovları, diğer açıdan İngilizleri, Fransızları, Balkanları, hatta Arapları, Acemi, fikren Avrupa’nın karanlık ve Aydınlık Çağ dedikleri zamanların fikir akımlarını, kapitülasyonları, devrimleri, Bolşeviklerin 1917 devrimini ve daha fazlasını herkesten çok iyi bilen iyi bir Osmanlı Askeri olan, yaşamını savaş meydanlarında geçiren ve son noktada milletiyle Kurtuluş Savaşı’nı yapan kurucu Cumhurbaşkanı Atatürk, bu denklemleri 1920’lerde çözmüş bir liderdir. Konu Türklük ise eksiksiz, hedef ise kültürden taviz vermeden Batı sistemi… “Yüzümüzü Batıya döndük,” demek nedir? “Buradayım, yerim sağlam, köklü, gözlerimi çevirdim, gözlerimi diktim, şimdi onlarla gelişeceğim…” Atatürk bilmiyor muydu Avrasya neresi?

SONUÇ

Ukrayna meselesi üzerine Batı ve Rusya çok kapsamlı bir Hibrit Savaşa girişmişlerdir, türlü zorluklar üst üste gelişmektedir. ABD savaş yöntemi bakımından ifade edersem, Tam Spektrumlu Savaş türü ile karşı karşıyayız. Ayrıca Akıllı Güç uygulaması sürdürülmektedir. Bu olanlar da bir savaş, ama herkes Ukrayna’ya Rusya’nın askerini sokmasını, yeni bir işgalin başlamasını bekliyor. Evet, bu olasılık var. Yukarıda etraflıca açıkladığım gibi Rusya’nın bu şartlarda Sert Güç yolunu kullanmaktan başka çaresi kalmıyor. Öte yandan NATO içinde Avrupa ile ABD fikir ayrılığını kendi çıkarına geliştirmek istiyor. Ancak Avrupa’nın da çıkarına görünen husus, AGİT’in devrede olduğu Minsk ve Almanya ile Fransa’nın devrede olduğu Normandiya ile Ukrayna meselesini diplomasiyle çözmek üzerinedir. Avrupa olmadan NATO savaşamayacağına göre ABD de Rusya da baskısını artıra dursun bunlar sadece kendi aralarındaki küresel yönü olan kozları paylaşmakla ilgili sonuçlar üretecektir. Burada küresel dememdeki amacı ABD-Rusya nüfuz alanları görüşmelerinden hatırlayacaksınız.

Bütünüyle durum kritiktir, ortada bir Dünya Savaşı hali vardır, dünyada 1960’larda yaşanan Küba Krizi kadar, belki ondan daha ciddi bir tehdit ortamı vardır. Rusya bu olaya “kaybetmek veya kaybetmemek,” başka ifadeyle “olmak veya olmamak” şeklinde bakmaktadır. Bu küresel etkileri olan bir kriz. (Blinken de ifade etti.) Ama eller tetiğe öyle kolay gitmez. İki Dünya Savaşı yaşayan, kurduğu Avrupa Birliği’ni bir medeniyet projesi olarak gören Avrupa buna izin vermez. İşte Putin bunu gürüyor ve hamlelerini Avrupa üzerine kurguluyor.

Türkiye’nin önerisi olan Üçlü Görüşme konusunu Putin önemser tabii, ancak burada Türkiye’nin söyleyecekleri olmalıdır. Türkiye bunu bölge ülkesi olarak önermekte haklıdır. Ancak Avrupa harekat alanıdır, ABD ve Rusya açısından konu küresel boyutlu nüfuz hesapları arasındadır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ukrayna Üzerine Tarafların Strateji ve Hedefleri

DİĞER YAZI

Blinken ve Lavrov Görüşmesi

Politika 'ın son yazıları

Kaosu Yönetmek

Okuyucularım bu yazacaklarıma uzak değiller, kaosu yönetmeyi, tam spektrumlu baskı kurmayı, hatta geleceği tarif ederken çokça

Elitizme Karşı Putinizm mi?

Geçtiğimiz gün Putin, Ukrayna'nın dört bölgesinin ilhakı töreninde yaptığı konuşmada, yaptığı savaşın anlamını uzun uzadıya açıkladı.