kas-yaparken-goz-cikarmayalim
Kaş Yaparken Göz Çıkarmayalım

Kaş Yaparken Göz Çıkarmayalım

455 Tıklama
28 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Ülkemizde sosyoloji ve politika neleri söylüyor, olması gereken ne? Din siyasetin bir aracı mıdır, öyle olmasını mı tercih ediyoruz?

Siyasetin hızlandığı bir seçim atmosferindeyiz. Siyaset konuşuyoruz. Ayrıca bölgemizde din önemli bir tartışma konusudur. Entelektüeller her cephede düşünce üretmekteler. Gündemde sürekli ileri-geri, din-iman, sağ-sol, köy-kent vs bildiğimiz ikilikler var. Hatta bu ikiliklerden dolayı ortam sürekli geriliyor.

Bu başlığı atamın sebebi, belli kavramları ele alan sosyologlara bazı hatırlatmalarda bulunmak istememdendir. Tartışılan konular var, tartışmalar bir kısmıyla yararlı oluyor. Ama tartışmalar içinde kullanılan kavramlardaki nüansı irdelemezsek esasa ilişkin önemli hatalar yapmış oluruz, diye düşünüyorum. Açıklamalarım sosyologların gündeme getirdiği konulara ilişkin olacaktır. Örnek olarak ele aldığım konular; dinler birleşiyor, merkezileşen siyaset, sekülerleşme gereklidir, kent dindarlığı veya lümpen dindarlık ve toplum canlı organizmadır.

“Dinler bireyselleşiyor” ne demek?

İnanç sistemlerinin neler oldukları ve semavi dediğimiz inançların içerikleri malumdur. Bazı kesinler, ki bunlar her çeşit düşüncede olanlardan çıkabilir, dinin bireyselleşmesine farklı yaklaşmaktadırlar. Örneğin kendini dindar gösteren biri, İslam’ı kendince algılayan ve yaşamını buna göre düzenleyen birine tepkili davranabilmektedir, hatta, “Kitap aynı ise kişiden kişiye ne değişecek ki,” gibi genel bir kritiğe sebep olabilmektedir.

Asıl konu da buradan itibaren tartışılabilir görünüyor. Zira bilgi çağında insanların önüne her türlü detay anında gelebilmekte, bilgi üreticiliği bireysel düzeyli bir sektör olarak günlük hayatta yerini almış halde, geliri yüksek veya düşük gruplardan insanlar kendi dünya görüşlerine bağlı olarak bir yaşam türü seçebilmekte görülmektedir. Doğanın sunduğu farklılık şablonu bilinçlenen insanların bakış açılarında farklı izdüşümler yaratmaktadır.

İslam’ın Sahih Kitabı insanlığa, bireysel bakışı ve buna göre bir Yaratan-yaratılan ilişkisini en kapsamlı açıklayan bir metin sunar. Örneğin Yaratan, “Kulumla Benim arasına girme!.. Herkesin kitabını günü geldiğinde kendine vereceğim…” gibi pek çok açıklama vardır. Bütün bunlar bireyin muhataplığını ifade ediyor görülmektedir. Ancak tersi de doğrudur, gerçeği-doğalı işaret eder: İnsandan Yaratan’ına bakışla, zaten bundan başka türlüsü olamaz![1]

O halde bugün daha çok söylenir olan “dinler bireyselleşiyor” ifadesi İslam açısından bir tekrardır, zaten olması gereken budur, farklı bir şey söylenmemektedir. Doğrusu, insanlık olanı yeni kavrıyor, denebilir.

Muttakilik adı ile sunulan ve buna dayalı açıklanan düşünceler dikkate alındığında “bireyin gücü” sürekli gündemde tutulmuştu. Demek ki düşünceler hem Kur’an’a (ki farklı olması asla tercih edilemez) hem de yeni fark edilen çağdaş ifadelere uygundur.

Dikkatinizi çekmiştir, merkeze insanı koyarak bakıldığında kavramların işaret ettiği ile kainat nizamında olanlar arasında bir fark vardır ve bu doğaldır. Muttakilik çok temel bir bakışla “din” kavramın en üst noktaya yerleştirir. “İnanç” kavramını ise bu dünyada insanın tüm inanış biçimleriyle açıklar.

Tartışılan ifadeler içinde bir fark vardır. bu din anlayışındaki kısır düşüncelerden kaynaklanır. Örneğin “dinler” ifadesi yanlıştır, “din” tektir.[2] Bahse konu ifade “inançlar” olmalıdır.

Din ile inanç kavramları farklı adreslere gidebilmektedirler. Bu nedenle “dinler bireyselleşiyor” ifadesi temelde yanlış değildir ve hatta işaret edildiği üzere “din bireyselleşiyor” şekliyle kullanılıyor ise gereklidir. Ancak insanın kendi dünyası içinde ne kastedildiğine bakılmalı, bir çelişki olmaması açısından küçük bir düzeltme yapılmalıdır, dolayısıyla, “inançlar bireyselleşiyor” demek daha anlamlı olacaktır. Eğer böyle kabul edilir ise bundan sora meydana gelebilecek diğer kavram kargaşalarına da açıklık getirilebilmesi söz konusu olacaktır. Çünkü insanlık tarihine baktığımızda en başat yanlışların bu noktadan ileri geldiği gözlenmiştir.

“Merkezleşen siyaset” ne demek?

Öncelikle şunu ifade etmeliyim, “insan, nefsinden dolayı politik bir varlıktır, üstün iradeli olmak demek böyle bir şeydir, yaratılışı buna göredir…” diye çokça açıklamalar yaptım. Dolayısıyla düşünceme göre insan siyasetle her anında ilgilidir.

Güncel siyasetle ilgilenenler bugün küreselleşme, tek kutuplu dünya, bilgi çağı, kapitalizmin yaygınlaşması gibi pek çok ana kavramı birleştirerek, fiiliyatta olan bu değişimi politik açıdan da birleştirme noktasına geldi. Özellikle Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş sonrası meydana gelen değişimler, Fransız İhtilali’nden o tarihlere kadar gelişim gösteren politik yelpazedeki Merkez Sağ ve Merkez Sol düşüncelerini doğal şekilde daha merkeze çeker oldu. Bugün siyaset daha merkezcidir ve gelecek dönemlerde bu daha da belirginleşerek yaşam içinde yerini alacaktır.

Türkiye’de siyaset kurumları bir merkezci bir de merkeze yakın yere kayarak konumunu dengelemeye çalışmaktadır. Ancak benim anladığım şudur, Türkiye’de bu işin içindekiler insanlık tarihini biraz daha doğru tahlil etmelidirler. Çünkü düşüncelerin içini doldururken belli eksik bilgilerle hareket edildiği aşikar gözleniyor.

Muttakilik duruşu olarak belirlenen ilkelerde “merkezcilik” diye bir ilke yer alır. (Bu hususa tekrar değineceğim.) Bunun anlamı güncel politikadan insanın evrensel duruşuna kadarki her alanında ve bakış açısında, taraf olmaksızın sabit bir duruş göstermesi gerektiğinin altını çizer.

“Sekülerleşme gereklidir” ne demek?

Özellikle ülkemizde çokça karışıklık yaratan bu kavramı tekraren gündeme taşımak gerekmektedir. “Laiklik” olarak da ifade edilen bu kavram, en basit haliyle, din ile devlet işlerinin karıştırılmaması, olarak açıklanır.

Eğer insanlar bireysel inanç düzleminde çeşitlilik gösteriyor ise inançlarına bağlı bir dayatmanın geri tepeceği aşikardır. O halde politika yapanlar “bireyselleşen” şeklinde tekraren gündeme getirilen inançlarının gerekliliğini iyi düşünmelidirler. İşte bu düşünce insanları, birini diğerinden ayırdığı gibi, bir kurumsal yapıdan diğerine, farklı muhataplıkları açıklayarak güvence altına alır.

Ne devlet inanç bağlamında halkına, ne de halk kendi içinde ve devletine karşı, bireysel ve örgütsel şekilde bir dayatma yapamaz, yapmamalıdır.

Ancak bu duruş fiili olarak ne Amerika’da, ne İsrail’de ve ne de Türkiye’de (veya diğerlerinde, ki dünyada pek çok medeni ülkenin bilinen partilerinin adında bile dinsel temalar vardır) karşılık bulabilmektedir. İşte burada insanlığa ait gösterilebilecek temel bir ilkenin politik sebeplerle, yani çıkara dayalı şekilde, birinin diğerini istismar etmesi gibi, doğal bir ilişkiyi açıklamasını gündeme getiriyoruz. Böylelikle sekülerleşme ile bireylerin inançları ve devlet kurumlarının çalışma yöntemlerinin bağımsızlığı da güvence altına alınmak istenmektedir.

Konu bir tür dinsizlik yaratmak veya teşvik etmek değildir. Ayrıca din doğru tarif edilirse bu mümkün de değildir. Ya nedir? Eşitlikçi, özgürlükçü, herkesin düşüncesine saygılı ve insana yakışan bir yöntemdir. Çünkü inançlar ve her birinin uygulamadaki farklılıkları değişik tonları vurgular. Kalıplar içinde olmak ve bu kabullere bağlı bir karşıtlık yaratmak insanlığa yakışmaz.

Muttakilik din kavramını çok üste koyar ve kainatın kuralları olarak görür, inançları ise bu dünya evinde insanın dağarcığında gelişen bakış açısıyla belirginleştirdiği sistemler şeklinde açıklar. Karmaşayı bu vurguya göre düzeltmek mümkündür. Fikrimce, din olgusunun kapsamı dışında bir yıldız, bir galaksi veya bir atom parçacığı nasıl yok ise, dinin sekülerleşmesi gibi bir kavramı açıklamaya çabalamak da o derece gereksizdir. Ancak! İnancın sekülerleşmesi tamamen gereklidir. Dünyaya, insan yaşamına, organizasyon mantığına, bireysel haklara bakılırsa aksi düşünülemez.

Kent Dindarlığı” ve “Lümpen Dindarlık” ne demek?

Sosyologlar bu tip açıklamaları çok seviyorlar. Ancak başka kültürlerin dili ile ifade edilen açıklamaları salt bilimseldir kabul edip yanlış sözcüklerle ve anlamlarla tercüme edip “kesin doğru” mührüyle okurlara yayımlarsak, işte hata bu noktadan itibaren başlatılmış olur. Sosyologla bu gibi teknik başka alanlarda da hassas olmalıdırlar. En basit haliyle çalışmalarda yapılan tercümeler çok tehlikeli sosyal sorunların sebebi olabilir.

Kentleşme konusu bilindiği üzere Muttakilik’in en fazla üzerinde durduğu konular arasındadır. Hatta kentleşmeyi bir adım daha ileri götürerek 2025 yıllarından sonra dünyada yönetim erklerinin nasıl olacağı sorusunu cevaplayarak da bir boyut eklemiş ve belirgin bir tanıma ulamıştır.[3] Beklenen düzende, mega kent sistemleri etkin olacak ve dünya nüfusunun etkin çoğunluğu buralarda, uyum göstermekte yeterince başarı sağlayamayan kesimler ise bu mega kentlerin eteklerinde ve dağılmış şekilde taşrada yaşam sürdüreceklerdir. İşte size vizyonel bir bakış açısı, demek ki sadece bugün için değil gelecek için de bu kent sistemleri yaşama belli kalıplar ve kurallar ekleyecektir. Bu ise insan davranışlarında ve ilişkilerinde yeni bir boyut anlamı taşır. Sosyologlar bu alanda daha çok çalışacaklardır.

“Dindarlık” sözcüğü nedir? En basit şekliyle, “Kendini dine adamış insana dindar denir,” diyorsak bu yanlış değilse bile eksiktir. Aslında bu açıklama dine saygısızlık olarak bile gösterilebilir. Kendini dindar görüp de şirk içinde olanı ne yapacağız? Dindar kisvesi altında dolandırıcılığın alasını yapana ne diyeceğiz? Bu soruların üzerinde örneğin bir soru daha var: Galaksilerin oluşunu inkar edene ne diyeceğiz? Bu gibi temel, doğal, gerçek ve esasen dini olan konularda kendini dindar diye tanıtan kişi ya bilgisizdir ya da inkarcıdır! Dindarlık bireyin kendine verdiği bir yakıştırmadır, örneğin ben bunu asla kabul etmem. Muttakilik’e göre dindar insan dünyada sayılı, seçkin ve kemale ermiş şekliyle tarif edilebilir ve bildik ifadeyle ancak peygamberlere ait bir mertebeyi gösterir. Öyle herkesin dindar olması gibi bir düşünceden bahsedilemez. Bunun yerine “inançlılık veya inançlı kişi” demek daha doğrudur. Her şeyin başında bunu düzeltmek gerekir.

O halde “inançlı kentli” ve “lümpen inançlı” gibi ifadeler daha doğrudur. Din, inancı gerektirir ama gerçek ve tam iman yolunda sorun varsa haliyle bir eksiklik olacaktır. Bizler öyle binlerce yıldır ortalıkta belli kisvelerle öylesine gezenlere bakmayalım, ciddiye de almayalım.

Öyleyse kentlerde inançlı kesimlerin tavrında belirli bir değişimin zamana ayak uyduracak şekilde kendine özgü bir kültür ve tepkiler geliştirmesi çok doğaldır. “Hayırlı Kandiller…” gibi bir gecede yüzlerce SMS gönderen bir kentte yaşayan lümpen inançlının tavrı sosyolojik açıdan bir inceleme konusudur. Diğer yandan, kandil kutlama işinde bu denli aktif olmayan, ancak kainatın düzenine bağlı sorulara kendini adamış, belki de sosyal düzenden uzak yaşamayı seçmiş imanlı bir bilim insanı, bu kesimin dışındaki bir tarife oturur ve fikrimce daha fazla önemsenmelidir.

“Toplum canlı organizmadır,” ne demek?

İnsan doğal bir organizmadır; insanın doğada, inşa ettiği çevrede ve elinin değdiği her yerde olup biten sürekli bir değişimi içerir. Nasıl insan canlıysa, doğup büyüyüp ölüyorsa, toplumlar da benzer süreçleri yaşarlar, hatta dünya bile bu canlılık ilişkisiyle nasıl doğup büyüdü ise öyle ölecektir. Galaksiler de öyledir, kainatın düzeni bu canlılıkla açıklanmaktadır.

Nasıl her şey gelişiyor ise (buna değişim de diyebiliriz) toplumların yapıları, davranışları, önemsedikleri ve diğer bütün ilişkileri bir değişim içindedir. Bir gün diğerinden mutlaka farklı bir yön içerir. Bir insan diğerinden farklıdır. İnsanın ürettikleri bile çeşit çeşittir.

Peki, değişim veya gelişme süreçleri bu şekilde ise dünya düzenlerine bağlı çok ciddi bu konuları sabit tutmak mümkün müdür? Siyaset değişkendir, ekonomi de öyle, modayı unutmayalım, bilim-teknoloji sürekli yeni bakış açıları ve ürünleri ortaya koyar, daha akla gelmedik her bir farklılık insanın doğal durumudur. Toplumlar değişiyor ise, kendini belli ölçeklerde muhafazakar görenleri nasıl irdeleyebiliriz?

Muttakilik doğal gelişmeyi takibi gerçekçi görür. İslam, evrenin genişlemesi gibi doğal bir yapı ile içindekileri sürekli değiştirdiğini teyit eder, üstün iradeli insana düşen ise bunu idraktir. İnsan buna dayalı bir sistematiği ve bilince iman eder.

Sonuç

Bütün bu tartışılan kavramları alt alta koyup incelersek, üzülerek söylüyorum, ne kendine “dindarım” diyene ne de dindarlara “gerici” diyenlere hak veriyorum. Sosyolojik anlayışın ve siyasetin temelini doğru atmak gerekmektedir. Ayrıca bu bakışa dayalı bilimsel gibi gösterilen ama referansları tartışılır konuları irdeledikten sonra, politik akıl verme konumunda olup çeşitli açıklamalar yapmak büyük bir eksiklik içeriyor görünmektedir.

Özetleyebileceğim sonuç cümleleri şunlardır:

  • “Din” konusu o gördüğünüz ve sözü edilen tarzda bir şey değildir. İnsanın dünyadaki tartışması ancak “inanç” kavramı ile karşılık bulabilir.
  • Gerçekte din bireyselliği ön planda tutan bir anlayışı vaaz eder. Bu durum şimdi sözü edilen ve yeni bulunmuş gibi takdim edilen görüşle örtüşür.
  • Bireylerin ve toplumların politika ile ilgisi çok doğaldır, ama bunu insana yakışır yapmak önemlidir.
  • Politika illa sağ ve sol kutuplarla açıklanmamalıdır. Önemli olan yöntemlerin içerdiği doğruluk ve faydalılık düzeyidir. Gelişmelere, dokuya ve isteklere göre politika sürekli farklı tarifler yapar. Ayak uyduran süreçte ilerler, diğerleri geriler, bu da çok normaldir.
  • Merkezde durmayı kapitalizme, küreselleşmeye, tek kutuplu dünyaya, bilgi çağına vs bakıp yeni bir şeymiş gibi görmek bir eksikliktir. Örneğin Sahih Din insana, “Merkezde sen ol!” der. Bunu idrak etmek insanın en temel ödevidir.
  • Hak, adalet, özgürlük gibi temel kavramlar, yönü ve açısı ne olursa olsun, birinin diğerini baskı altına almasını ret eder. Bilindik tabirle “sekülerleşme” bunu garanti almayı taahhüt ediyorsa sorun yoktur. Bu konuları sorun edenler insanları belli kalıplara sokup istismar etmek isteyenlerdir.
  • Kent dindarlığı” ve “lümpen dindarlık” sözleri yerine, “inançlı kentli” veya “lümpen inançlı” gibi ifadeler kullanılmalıdır. Grup ifadesi ile “dindar kent topluluğu” diye bir şey olamaz. Olsa olsa buna, “inançlı kentliler” veya benzeri ifadeleri yakıştırabiliriz.
  • İmanlı bir insan için inançla ortaya çıkmaktan çok insanlıkla, doğallıkla, gerçekçilikle, bilinçle, bilimle ve teknolojiyle ortaya çıkmak esastır.
  • İnsanlar ve toplum tamamen canlı bir organizmadır ve gelişme/değişim doğallığın ve gerçeğin ta kendisidir.
  • Muttakilik sahih inanca sahip çıkar, yanlışa, yanlılığa, yobazlığa ve gösterişe karşıdır, bu dünya yaşamının ne demek olduğunu idrak eder ve yapılanlardan çok ilahi düzende hangi akılla/düşünceyle yapılma kararının verildiğini bilmeyi ve bunu üstlenmeyi, bu cümleden ötürü, sorumlulukla hareket etmeyi açıklar.
  • Bu sitede Muttakilik’in ilkeleri, “Kuramsal Muttakilik[4] başlığı altında etraflıca ele alınmıştır. Kentle, toplumla, bireysel sorumluluklarla ve yeni kavramlarla ilgili pek çok açıklama kuramsal çerçeve ile incelenmiştir. Örneğin burada tarif edilen önemli kavramlar şunlardır: Merkezde Durmak, Bireysel Direnci Güçlendirmek, Sahih İslam’ı Savunmak, Bilimsel Çabada Olmak.

İleri demokrasinin inşası için çaba gösterdiğimiz bu günlerde, bildiğimiz ifadeyle “Kaş yaparken göz çıkarmayalım!” diye hatırlatmak istiyorum. Sahip olduğumuz köklü değerleri geliştirirken ve zamana uygun hale getirirken ilk yapmamız gereken konu fırtınalarda gemiyi parçalamamak için çıpanın sağlam bir zemini tuttuğundan emin olmamız gerekir. Her kesim için söylüyorum, dini siyaset için kullanmayalım.

[1] Kapsayıcı Doğallık, https://muttakilik.com/kapsayici-dogallik-2/

[2] Din ve Uyum, https://muttakilik.com/din-ve-uyum/

[3] Bu konuda pek çok inceleme Muttakilik Sitesi içinde “Dünya” ana başlığı altında yer almıştır.   https://muttakilik.com/category/google-scholar/ana-blok/dunya/

[4] Kuramsal Muttakilik, https://muttakilik.com/kuramsal-muttakilik/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ciddiyetin Ölçüsü

DİĞER YAZI

Kimler Yurtseverdir?

Kültür 'ın son yazıları

Politika ve Odaklanma

Yaşamımızda çok temel konuları tartışmak zorunda kaldık. Örneğin diyoruz ki başka gezegenimiz yok! Bu zaman diliminin

Arsızlaşmak

Toplumsal zehirlenme konusunu basit gibi görünen arsızlaşmak konusu ile açıklayalım. Konu malumumuz, ama bu bakış açısıyla

Dâhi Lider Atatürk

İçimden geldiği gibi yazayım, bir 10 Kasım sabahı neler geliyor aklımıza, Atatürk hakkında. Lider olunmaz, şartlar

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi