anti-zaaf
Anti-zaaf

Anti-zaaf

700 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Basit anlamıyla zaaf, irade zayıflığı ve bir olumsuzluğa düşkünlük demektir. Toplumsal açıdan olan zaafların çıkış noktası bireylerden ileri gelir. Yani iradesiz insanlar çoğalırsa toplumun zaafları da artar ve toplum irade gösteremeyecek bir hal alır.

Aslından ben bu kadar yazıp bıraksam, içinizden çoğunuz ne demek istediğimi anlamış olacaktır. Böylesine bildik bir konuda fazla söylenebilecek bir şey yok, haklısınız. Ama ortaya bir kavram atıyorum, anti-zaaf, onun yüzü suyu hürmetine sizinle birlikte biraz fikir jimnastiği yapalım.

Zaaflardan istismarcılar yararlanmak isterler. Sosyal, politik, ekonomik, psikolojik ve diğer sebeplerle biri diğerinin zaafını arar ve bulduğunda onu derinleştirmek isterler, kendi lehine kullanarak durumdan istifade ederler. Başka bir deyişle, biri diğerinin iradesi olmak ister, fırsatını bulunca da olur!

Anti-zaaf kavramı ile ilgili düşüncemize göre tedbir olarak ne yapılmalıdır? Haliyle iradelerin korunması ve güçlendirilmesi gereklidir. İradeli varlıklarla iradesizler arasındaki farkı hatırlatmama gerek yoktur umarım.

Herhangi bir ülkede kültürel sorunların derinlemesine incelemesini yapın, şunu göreceksiniz; zafiyetlerin değerlemesi üzerinden işleyen bir yapı var. Birileri diğerlerinin zaaflarını değerlendiriyor, duruma göre yöntem belirleyip sistematik olarak lehine kullanıyor. Hayati olan egemenlik, özgürlük, hukuk, güvenlik, kamu düzeni ve eğlence dahil olmak üzere, her alanda bir değerleme var.

Anti-zaaf kavramı ile ilgili düşüncemize göre kültürel anlamdaki pasif çalışmalarda bireylerin ve ailelerin güçlendirilmesi, eğitime önem verilmesi ve kültürel yapının doğru yönlendirilmesi şarttır. Zaten bunları biliyoruz. Ama aktiflik bakımından düşünürsek, ortaya bir savaş veya çatışma hali çıkmaktadır. Yani bireysel veya toplumsal tepkilerle bir savaş vermek ve diğer zafiyettekilere cesaret vermek söz konusudur.

Diyeceksiniz ki, bizler vergimizi veriyoruz, oy verdiklerimiz, yöneticiler ve liderler gerekeni yapsınlar, yetkililer insanlık veya medeniyet adına en uygun şartları toplumumuza hazırlasın ve buna uygun politikalarla işler demokratik bir şekilde yürüsün…

Hak-hukuk aramak, adalete güvenmek ve savunmak belli başlı toplumsal ve yaşamsal konulardır. Zaafları istismar edenlerin çabaları güç kullanmaya ve durumun fırsatlarını değerlendirmeye bağlı işler. Küçük kazanımlar büyür ve sanki yeni bir hak olur, esasında yanlışlık meşruiyet kazanmıştır. İşte burada da bir değerleme söz konusudur. Vazgeçilemezlik güdüsü ile doğal bir çıkış hareketi ortaya atılır. Burada bireyler ve toplum kazanç-kayıp oranına bakarak bir davranış geliştirir. Çünkü ilişkiler arapsaçına dönmüştür.

Eğer aşirete dayalı ve feodal yapılı toplumlardan söz ediyorsak, sürekli birileri adına karar veren reisler mevcuttur. Dolayısıyla bunların iradeleri ipoteklidir. Vazgeçilemezlikler adına bakılırsa, bu ipotekleri elinde tutan sözüm ona toplum liderleri sorunu daha da derinleştirirler.

Anti-zaaf kavramını algılayıp çaba sarf etme niyetinde olan, kültürel açıdan daha iyi bir konumu hak eden birey ve topluluklar, bu kez karşısında hem istismarcı hem de ipotekçileri bulur. Eğer bir savaş söz konusu ise kazanılması zor bir alan ortaya çıkmıştır, çünkü ödenmesi gereken bedeller ortay çıkmıştır.

Toplumlar kendi içlerindeki sorunları çözemezlerse gözleri dışarılardan bir şeyler arar veya “bende sana uygun çok iyi bir teklif var,” diyenler ortaya çıkıverir. Ulus devletler sisteminin karakterinde emperyalizm, kapitalizm, sömürgecilik gibi köklü süreçlerin izleri vardır ve bazıları halen etkinliğini korur. Küreselleşme konusuna pek aldanmayın, o çok daha vahşidir ve güç odağının merkezini fark etmeniz bile mümkün olamayabilir.

Yani dışarısı da size bakarken doğaldır ki, kendisine bir çıkar var mı diye düşünecektir. Eğer karşı tarafa bir şey vermezseniz, istediğinizi almanız mümkün olmayabilir. Kimse kimsenin kara kaşına kara gözüne hayran değildir. Zaten “hayranım” demek bile bir zaaf konusudur.

Eğer “Bende toplumsal zaaf var, kendim çözemedim, bana yardım et,” dediyseniz, daha ne yapsınlar ki; “İşte süper bir fırsat!” demeleri çok doğaldır ve bu kez işleri güle oynaya yaparlar. Siz de aldanır, “Adamlara bakın, ne iyi niyetliler,” dersiniz.

Bu durumlarda da çözüm aile içinde çözülecek türdendir. Çare kendine güvenmek, konuşabilir, tartışabilir ve çözebilir bir toplum için davette bulunmaktan ileri gitmez. Anti-zaaf; doğruya, huzura ve güvene daveti sabırla üstlenen mekanizmaya denir.

Şunu da bilmek gerekir, zaaflarıyla ortaya çıkanlar, sorunu kendi içinde çözmeden adım attıkça, daha başka zaafların da muhatabı olurlar. Kendilerini iradeli kılmadan bir inisiyatif peşinde koşanlar, ancak kullanılanlardır; zannetmesinler ki işler kendi istekleriyle oluyor. Kullanılanlar her zaman sorundur, bugün de, yarın da! Hele mevcut durumu bozmaya çalışanlar bunu iyi bilmelidirler. Ben onlar adına çok üzülüyorum, ya siz?

Hak ettikleri bir yaşam tarzını arzu edenler kendi iradelerini apaçık gösterirler ve bu durumda irade tüccarlığı yapanlar durum üstünlüğünü ellerinde tutuyorlarsa baskılı bir yöntem izlerler. Geçici de olabilir, uzun süreli de…

Uzun süreli hallerde çatışma ve istismar ortamı kendi kültürünü oluşturur. Bu durumda çatışma dibe iner ve kökleşir. Hatta bir takım toplumsal endikasyonlar oluşur; kin ve nefret besleme, yapılmaması gerekenlerle işbirliği süreçlerini başlatma, küskünlük ve kaçış…

İradesine sahip çıkmak isteyenlerin arayışları olgun bir tavrı tercih eder ise elde anti-zaaf için zamanın geçmesini beklemekten, bazı olumsuzlukları sineye çekmekten başka bir şey kalmaz. Ancak çatışmayı talep edenlerin çeşitli yeni yöntemler belirlemesi açısından çabalarına da bir anlayış veya müsamaha beslerler. Bu kritik bir eşiğin ortaya çıkması halidir. Eğer doğru politik liderlikler durumu anlayıp gereken tedbirleri ortaya koyarsa ne ala!.. Değilse, istenmeyen bir süreçten sonra işler nereye gider, kimse bilemeyebilir.

Sanırım konu hakkında yeteri kadar beyin jimnastiği yaptık ve az da olsa sizlere bazı ipuçları verdim. Temel olarak sizlere çok önemsediğim, iradeye sahip çıkmanın değerinden bahsettim; “üstün iradeli insanın” veya “muttakinin” sorumluluk addettiği bir konuyu hatırlatmış oldum. Doğru bir yöntem belirlemek ancak size düşer, demokrasiler böyle der. İyi bir şey bulursanız, lütfen bana da haber verin.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Bilim ve İslam

DİĞER YAZI

İnsanın Antropik Çelişkisi

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka