Kırılma Cilt I

8 Ekim 2021

19 Ekim 2021/

Kırılma-13

Küresel F-35 Ortaklığı Ne Demek?

Almanya’da koalisyon kuruluyor

Dışişleri Bakanlığı’ndan Avrupa Komisyonu Türkiye Raporu’na ilişkin tepkisi

Dışişleri Bakanlığı’ndan Yunanistan, Mısır ve Güney Kıbrıs liderlerinin katılımıyla yapılan üçlü zirveye tepkisi

F-35 konusu yeterince tartışılıyor mu? Uçağın performansı, üstünlüğü veya zayıf tarafları ile ticari konuları beni ilgilendirmiyor, bakılması gereken yere odaklanıyorum. Türkiye bu projeye dahil oldu, ama sonrasında çıkarıldı. Neden çıkarıldı, yeterince tartışabildik mi? Neden olarak S-400 meselesi ileri sürülüyor. Bu mu gerçek olan? Halen Türkiye açısından konu sürüncemede görünüyor. Ancak ABD açısından bitti. Türkiye uluslararası mahkeme yoluna gider, süreç nasıl işler, bunu bilen yok.

Hep yapageldiğimiz gibi, karşımıza bir sorun çıkıyor, hemen ona ait cevap bulmaya çalışıyoruz. Konuşmalar sürüyor… Halbuki köklü faaliyetler yaklaşık yüz yıllık hesapla ele alınır. Önce bu kapsamda düşünmek gerekir.

Tarihi hatırlıyoruz ama şöyle tersinden örnekle açıklayayım, Osmanlı Devleti zamanında, İngilizler parası ödenen o iki zırhlıyı verseydi, tarih başka biçimde mi akardı veya bunun yerine Almanya’dan Yavuz ve Midilli alınmasıydı Birinci Dünya Savaşı’na girilmez miydi? Eğer bu soruları bir tarihçiye sorun size cevap bile vermez. Çünkü bu tarz fikir yürütmeler tarihin konusu değildir. Ama verilmeyen İngiliz zırhlılarını örnek veriyoruz! Bu ters sorular bizi az da olsa mantıken uyarsın, yeterli. Evlatlarımızın yazacağı tarihin kararlarını ise bugün bizler veriyoruz. Önemli olan bugün etraflıca ve doğru düşünüp karar vermektir.

Bütün köklü meseleler gibi bu F-35 konusu da bir “vizyon” ve “jeostratejik” bakışla ele alınmalıdır. Böylesi bakışa hiç mi gerek yok, eğer gerek varsa neler düşünülüyor? Malum, böylesi köklü meselelerde hükümetler çalışırlar ve sonuçta takdir milletin olur. Nasıl olsa tarih yazılacak!

Elbette vatanını sevenlere göre milli projeler esastır. Kendi uçak sistemlerimizle uçmak ve kendi S/İHA’ları veya MİUS’ları uçurmak temel hedeftir. Egemenlik kavramı savunma ile fazlasıyla ilişkilidir. Elbette vatanını sevenlere göre kişi başı milli gelir seviyemiz 50 bin dolarların üzerine çıkmalıdır. Egemenlik kavramı ekonomi ile de fazlasıyla ilişkilidir. 

Konu uçak değil, ortaklıktır. Yaklaşık ABD ile bir ortak ülke arasındaki işbirliğinin, en az yetmiş yıl daha garanti altındayken, bugün bunun bitme noktasında olmasını kendimize iyi açıklamamız gerekir. Bakın burada salt NATO ittifakından değil, özellikle ABD-Türkiye ortaklığının devam edip etmemesinden bahsediyorum. Başat güç ABD için öncelikli olarak kendince istikrarlı yönde ve çıkarı gereği bir ortaklık gelir. ABD için “kazan-kazan”ifadesi böyle somutlaşır. ABD özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana küresel kapsamda inisiyatif alabilecek güçtedir, hatta bu yönde kendi kurduğu sisteminin devamını ister. O halde bu neyin ortaklığıdır, kapsamı nedir, kimlerle birlikte olunur, ne kadar süreyle geçerlidir, soruları önemlidir. F-35’in kendisinden önce bu soruların cevabını vermek gerekir.

Burada hangi ABD’den bahsediyoruz? Türkiye’ye karşı sicili iyi olmayan bir ABD’den. Örneğin vaktiyle Türkiye uçak yapan bir ülkeydi ama, “ben sana veririm, uğraşma” dedi. Başka örnek, Kıbrıs Barış Harekâtı yaptığında Türkiye’ye ambargo uygulayan bir ABD var. Bugün farklı mı? Bu, “gel ortak olalım, bu senin için fırsat, benimle yürürsen projeye eklerim seni,” diyen bir Amerika. Durum net değil mi? Ama pazarlık yapmak ve durumu lehte geliştirmek başka bir konu!

Soru şöyle geliyor; “ABD mi, Rusya mı, seç bakalım.” Bu ne peki? Uçak üzerinden giderek mi böyle bir seçim yapılacak, yoksa o bildiğimiz Amerika üzerinden mi? Hem bugünün konusu mu bu, bu kadar mı? Stratejik meselelere biz hemen bakıp çözebiliyor muyuz? Yoksa bazı mecburiyetlerle mi ilgileniyoruz? Tam tersine Rusya veya başka bir ülkeye gidildiğinde elli-yüz yıllık düşüncemizin ne olacağını biliyor muyuz?

Söyleyin, 2050 sonrası dünya kurgusu için detaylı çalışılıp bir strateji belirlenecek, sosyo-ekonomik, sosyo-politik, güvenlik, bilim ve teknolojik gibi yönlerle bir sonuca varılacak, buna göre bir yol belirlenecek, söyleyin sizce durum ne? Buna yeterince çalışıldı mı? 

Strateji ve Silah Sistemi Tedarik Metodu

2050 sonrasında dünya nasıl olacak? ABD şöyle çalışıyor, önce kurgu, sonra teknoloji ve finans, bunların tamamı için politika. Politikasında ortaklarına başka davranıyor, karşısına aldıklarına başka. Kurgu derken hangi yıl hedeflendiyse o dönemin ortamı ya düşünülüyor ya da öyle gerçekleşmesi için ayrıca projeler yapılıyor ki ürünleri tam da aranan şekilde olsun. Yukarıdaki grafik bu yapıyı açıklamaktadır. 

ABD için mesele sadece süper bir uçak imal etmek değildir, bundan önce küresel üstünlük vizyonunu belirlemektir. ABD’nin 90’lı yılların sonlarında F-35 projesi başlarken yapılan “küresel durum değerlendirmesi”bugün bu uçağın kullanılabileceğini gösterir. 2000’li yılların başında, “ABD bu projeyi realize etti,” dendiğinde, aslında kastedilen uçak veya taarruz edilecek hedef değil, o proje kapsamındaki ortaklıkların küresel bütünlüğünün temin ve tesisidir. 

Lockheed Martin, F-35 Lightning II resmi sayfası Küresel Ortaklıklar kısmına bakıldığında, okunacak cümleler şöyledir: “Dünya çapında 50’den fazla ülke ile çalışarak ekonomilerini, endüstrilerini ve topluluklarını içeriden güçlendirirken ulusal çıkarlarını korumalarına yardımcı oluyoruz. Dünya çapında 350’den fazla tesiste 7.800’den fazla uluslararası çalışandan oluşan ağımız, ortak hedeflerimizi gerçekleştirmeye kendini adamıştır…” Bunun yanı sıra F-35 ile ilgili açıklamalar ne diyor, bakalım: “F-35, ulusal güvenliği güçlendirir, küresel ortaklıkları geliştirir ve ekonomik büyümeye güç verir. Dünyanın en ölümcül, hayatta kalabilen ve bağlantılı savaş uçağı olan F-35, pilotlara herhangi bir düşmana karşı kritik avantaj sağlayarak görevlerini yerine getirmelerini ve eve sağ salim dönmelerini sağlıyor.” Nedir bu küresel ortaklık meselesi?

Size aşağıda bir görsel sunacağım (aynı resmi siteden görselle hazırladım): 2035 yılında F-35 kullanan ülkeler hangileri? 

2035 Yılı F-35 Kullanan Küresel Ağ

Bunun anlamı şudur, 2020’de fiilen beşinci nesil, yarı otonom ve görünmez taarruz uçağı 500 ise (sayılar resmi değil, yaklaşıktır), 2035 yılında ortaklar arasında küresel görev yapabilecek biçimde 1.200 F-35 olacak. 2050’de bu sayı 2.500 F-35’tir. 

Bugün Joe Biden yönetiminin küresel ittifak ve ortaklık stratejisini biliyor muyuz? ABD’nin ittifak stratejisindeki ülkelerle küresel savaş uçağı projeleri paralel gelişmektedir.

İyi de henüz Rusya SU-57 ve Çin J-20 için prototip üzerinde çalışıyor, projelerini geliştiriyorlar. J-20 biraz daha önde gidiyor. Bu ülkeler tarafından 2035 yılında yaklaşık 500’er uçağa sahip olacakları düşünülebilir. Şunu da ifade edeyim, belki havacılıkta 2050 yılında Çin ABD’yi geçecektir. Ülkelerin birbirini geçmesini değil, havacılık teknolojisinden bahsediyorum. Bugün Çin çok çabalıyor da ABD hiçbir şey yapmadan bekliyor mu? Bu tür soruların cevabını Amerikalı ve Çinli yetkililer versin.

Buna karşılık 2035 yılında ABD ne yapacak dersiniz? Altıncı nesil insanlı ve insansız savaş uçağı olarak 500 yeni tip savaş sistemine sahip olacak, 2050’lere gelindiğinde bunlardan küresel olarak 1.200 adet görebileceğiz. Üstelik ABD bu periyotlarda dünyadaki ortamı/şartları da mümkün olduğunca düzenleyecektir. 2070’lerde F-35’lerin kullanım ömürleri tamamlandığında 2.500 adet altıncı nesil savaş vasıtaları uçuyor olacak. Burada ifade etmek istediğim sayılar değildir, ortaklık sistematiğidir. 

İngiltere veya Güney Kore’nin halen üzerinde çalıştığı beşinci nesil savaş uçağı projeleri var, yakında kullanmaya başlarlar. Bu ülkelerin F-35 sahibi olmaları milli uçak projelerini geliştirmelerine engel değildir. Bu ülkeler küresel güç mücadelesinde ittifakla hem ekonomik ve teknolojik hem de savunma gücü oluşturmayı hedefliyorlar.

Bölgemizde Türkiye F-35 projesinden çıkarıldı. Pilot ve yer personeli eğitimi sürmekteydi, teslim alınan uçaklar vardı. Türkiye’de bir hava üssü hazırlandı. Konu sadece ödenen para değil. Buna karşılık İsrail devreye kondu. Hatta geçtiğimiz günlerde ABD ve Yunanistan arasında varılan Savunma Anlaşması (MDCA) ile ifade edildi, muhtemel ki 24-36 adetlik bir paket F-35 Yunanistan’a verilecek. 

Acaba küresel çarkların dönüşünü iyi bilen İsrail ve Yunanistan, Türkiye’ye göre daha avantajlı politikalar mı geliştiriyor? Yoksa ABD böyle tercih ettiği için mi gelişmeler bu istikamette seyrediyor. Nitekim ABD, İsrail ve Yunanistan ile sıkı sıkıya savunma ilişkileri kurmuş, bununla da kalamamış, ilişkilerinde “güvenilir ve stratejik ortaklık” ifadelerini kullanmaktadır. ABD için bu iki ülke de bölgemizde “çıpa ülke” statüsündedir.

Bu durumda ABD’nin İsrail’i ve Yunanistan’ı jeostratejik bakışla yanına alması veya Türkiye’yi karşı tarafa koyması söz konusu oldu. Bu ifade şöyle de söylenebilir, örneğin, İsrail küresel jeopolitik gelişiminde kendi politikası gereği F-35 projesinden yararlanmaktadır. Nasıl? Bu silah sistemini kullanan küresel zincir bir “network” oluşturmaktadır. Buna “ağ merkezli harp” denir ise İsrail bu ağın gücünü kullanmaktadır hem fiilen hem de caydırıcılık bakımından. İlave olarak semalarda altıncı nesil ve sonrasındaki hava savaş aracı devreye girdiğinde yapay zekâ ile savunma şemsiyesi daha sıkı biçimde kullanılır olacak şeklinde hesap ediliyor, üstelik bunu garanti etmeyi de düşünüyor olabilir.

Geldik yazının sonuna. Silah sistemlerinin tedarik programları stratejiktir. Amaç uçak satın almak, değildir. Buna karşılık güvenliği ucuza mal etmek, esasen savaşmadan güvende kalmaktır. Bu esnada refaha yatırım yapılır. Türkiye milli savunma sanayiinde ilerlemesini hızlandırmalıdır, bu caydırıcılıkla ve refahla tamamen ilgilidir. Türkiye küresel ortaklıkların kurulduğu bu karmaşık dünya düzeninde geleceği referans yaparak ne kazanıp ne kaybedeceğini bugünden hesap etmelidir ve adımlarını buna göre atmalıdır.

Almanya’da yeni koalisyon hükümetini kurmak için görüşmelere başlayan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti (FDP) ilk aşamada 12 sayfalık ortak bir metinde anlaştı.

Diplomasi sözel ve yazılı savaş türüdür. Şakası yoktur. Bir süreden beri ABD ve Avrupa Birliği, Türkiye’ye karşı diplomatik saldırılar gerçekleştiriyor ve buna karşı Türkiye defans yapmaya çabalıyor.

Birinci konu, bugün Avrupa Komisyonu Raporu yayımlandı. Dışişleri Bakanlığı’ndan Avrupa Komisyonu Türkiye Raporu’na ilişkin yapılan son dakika açıklamasında “Türkiye’ye karşı sorumlulukların göz ardı edildiği ve ülkemizle ilişkilerde yine çifte standartlı yaklaşımın sergilendiği bir Türkiye Raporu yayımlanmıştır. Özellikle siyasi kriterler ile Yargı ve Temel Haklar faslındaki mesnetsiz iddiaları ve haksız eleştirileri kabul etmiyoruz.” ifadeleri kullanıldı. Dışişleri’nin açıklaması aşağıdaki şekildedir:

Avrupa Komisyonu 2021 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dâhil tüm aday ve potansiyel aday ülkeler için hazırlanan Ülke Raporlarını bugün açıklamıştır. AB ile olumlu bir siyasi gündem oluşturmaya çalıştığımız ve üst düzey diyaloğumuzu canlandırdığımız bir dönemde, ne yazık ki aday ülke Türkiye’ye karşı sorumlulukların göz ardı edildiği ve ülkemizle ilişkilerde yine çifte standartlı yaklaşımın sergilendiği bir Türkiye Raporu yayımlanmıştır.

Özellikle siyasi kriterler ile Yargı ve Temel Haklar faslındaki mesnetsiz iddiaları ve haksız eleştirileri kabul etmiyoruz. 23. Yargı ve Temel Haklar ile 24. Adalet, Özgürlük ve Güvenlik fasılları önündeki siyasi engelleri kaldırmayan AB’nin, üye devletler bakımından bile tartışmalı olan pek çok konuda, ülkemize özgü koşulları değerlendirmeden, yönetim ve siyasal sistemimize, temel haklara, bazı yargı/idari kararlar ile terörle mücadelemize yönelik haksız ve orantısız tespitlerini reddediyoruz. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sınamalar ile PKK/PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin tehditlerini dikkate almayan bu yaklaşım, Avrupa’daki AB ve Türkiye karşıtı radikal kesimleri mutlu etmekten başka bir amaca hizmet etmemektedir.

18 Mart Mutabakatının tüm boyutlarıyla güncellenmesi çağrılarımıza rağmen, Rapor’da Mutabakatın sadece göç boyutuna yer veren ve Türkiye’nin yaptıklarını övmekle birlikte kendi yükümlülüklerinden bahsetmeyen AB’nin, yalnız kendi çıkarlarına hizmet eden alanlarda bizimle günlük al-ver ilişkisi yürütmek istemesi kabul edilemez.

Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ve çıkar çatışmaları doğduğunu belirtmek AB’nin tutarsızlıklarına yeni bir örnektir.

Raporda, Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs meselelerine ilişkin ve esasen AB’nin yetkisinde olmayan konularda, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine tutarsız ve yanlı Rum/Yunan tezlerine yer verilmesini de reddediyoruz. Gerginliğin düşürülmesi, diyalog ve işbirliğinin başlatılması bakımından üzerimize düşeni fazlasıyla yerine getirmemize rağmen, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hakkını, AB’nin ısrarla teslim etmemesini esefle karşılıyoruz. AB’nin bu taraflı ve haksız tutumu, sorunun çözümüne katkı sunmadığı gibi, gerginliklerin devamına neden olmakta; Birliğin her türlü bölgesel ve küresel güç olma iddiasını da zayıflatmaktadır.

Türkiye ekonomisinin gelişmişliğine vurgu yapılarak, Kovid-19 salgını ile mücadele kapsamında alınan önlemler sayesinde ekonomideki canlanmanın kriz öncesi seviyelere ulaştığı ve ekonomide kaydedilen toparlanmanın devam ettiğinin kayda geçirilmesi memnuniyet vericidir. Ancak, ülkemizin izlediği bazı politikaların işleyen piyasa ekonomisi açısından eleştirilmesini, Kovid-19 salgınının olumsuz ekonomik etkilerini bertaraf etmek için pek çok ülkenin para ve maliye politikası tedbirleri aldığı ve ekonomide devlet müdahalesinin arttığı bu olağanüstü dönemde anlamak zordur. Zamanın ve koşulların dayatmasına rağmen, Gümrük Birliğinin güncellenmesi sürecini de siyasileştirerek geciktiren AB’nin, Türkiye’ye yükümlülüklerini hatırlatma hakkı yoktur.

Raporda, 20 fasılda ülkemizin genel uyum düzeyinin iyi olduğu belirtilmekte, son bir yılda ise 20 fasılda çeşitli seviyelerde ilerleme sağlandığı teyit edilmektedir. Bu tablo, Türkiye’nin karşılaştığı siyasi engellemelere rağmen, AB müktesebatına uyum çalışmalarını sürdürmek konusundaki kararlılığını ortaya koymaktadır. Bu açıdan önemi yadsınamaz olan Katılım Öncesi Mali Araç (IPA) kullanımında hazmetme kapasitesindeki gelişmeyi teslim eden Rapor’un, Türkiye’ye yönelik IPA fonlarının artırılması konusunda da teşvik edici olması gerekirdi.

Türkiye, AB’ye üyelik yönündeki stratejik tercihini en güçlü şekilde sürdürmektedir. Bunun en somut örneği Yargı Reformu Stratejisi, İnsan Hakları Eylem Planı, AB’ye Katılım için Ulusal Eylem Planı ve başta Paris İklim Anlaşmasının onaylanması olmak üzere, Avrupa Yeşil Gündemi çerçevesinde attığımız kararlı adımlardır.

AB’nin, ortak genel çıkarlarımızı dikkate alarak, Türkiye’yi günlük al-ver ilişkisi yapılacak bir ortak olarak değil, müzakere eden bir aday ülke olarak görmesi ve ahde vefa ilkesi doğrultusunda bunun gereklerini yerine getirmesi herkesin yararına olacaktır.

İkinci konu, Dışişleri Bakanlığı bugün Yunanistan, Mısır ve Güney Kıbrıs liderlerinin katılımıyla yapılan üçlü zirvenin ardından yayınlanan bildiriye tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Yayınlanan bildiri, Yunan/Rum ikilisinin Türkiye’ye ve Kuzey Kıbrıs’a yönelik hasmane politikalarının yeni bir tezahürüdür. Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın dahil olmadığı hiç bir girişimin başarıya ulaşamayacağını dosta da düşmana da gösterdik,” ifadelerine yer verildi. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamanın metni aşağıdadır:

Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin dahil olmadığı hiç bir girişimin başarıya ulaşamayacağını dosta da düşmana da gösterdik. Türkiye, bölge ülkeleri arasında işbirliğini artıracak enerji projelerini desteklemektedir. Ancak, bu projelerin Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarlarını gözardı etmemesi ve kapsayıcı olması lazımdır.

Bildirideki ifadelerin aksine, bölgedeki gerginliğin esas kaynağı Yunan/Rum ikilisinin maksimalist ve gayri hukuki deniz sınırı iddiaları ve Kıbrıs Türklerini yok saymalarıdır. Bu ikilinin Doğu Akdeniz’de gerginlik çıkarmak için kıta sahanlığımızı ihlal teşebbüslerine geçtiğimiz günlerde gerekli cevap verilmiştir. Hem kendi haklarımızı, hem de Kıbrıs Türklerinin haklarını kararlılıkla korumaya devam edeceğiz.

Öte yandan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından sözkonusu ortak bildiriye ilişkin yapılan açıklamayı destekliyoruz. Ada’daki gerçekleri reddeden bir anlayışın Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sağlaması mümkün değildir. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeden yeni bir müzakere sürecinin başlamasının sözkonusu olmayacağını bir kez daha hatırlatırız.

Ayrıca, bir takım gayrımeşru gruplara verdikleri destekle Libya’nın istikrarsızlığa sürüklenmesine yol açan bu ülkelerin, şimdi Libya’nın meşru Hükümetiyle imzaladığımız Mutabakat Muhtıralarını hedef almaları, en başta Libya’nın çıkarlarına ve egemenliğine saygısızlıktır.”

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Terörizm ve Uluslararası Hukuk

DİĞER YAZI

Yunanistan’ın Anlaşmazlık Stratejisi

Politika 'ın son yazıları

Stratejik Derinleşme

Politikada "stratejik derinleşme" terimini ifade etmekle, beraberinde neleri söylemiş oluyorum: Aktif, nötür (yeni-izolasyonizm) ve karma politikalar, politik seçenek olarak aynı anda yapılması gerekenler.

İran’ı Konuşmak

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindekiler için dün, bugün cenaze töreni yapılıyor ve yarın toprağa verilecekler. Peki bu durumda bizler İran'ı nasıl konuşmalıyız?

Reisi’nin Olayı

Dün öğle saatlerinde İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Amirabdullahiyan'ın içinde olduğu bir helikopter, Azerbaycan sınırında İlham Aliyev ile açılışı yapılan barajların töreninden sonra dönüşte kötü hava şartlarında düştü ve sadece İran değil, herkes şokta. Enkazı Türkiye'den kalkan Akıncı İHA buldu. Ben bir havacı olarak burada kendi açımdan bazı hususlara değineceğim.

Rusya’nın Kharkiv Harekatı

Son günlerde Ukrayna-Rusya savaşında önemli bir gelişme var. Rusya için Kharkiv harekatı çok önemli bir koz olacak. Bu kez Rusya tarafı daha derli toplu harekat yapıyor, politikada daha akıllıca ifadeler seçiliyor. Zelensky ise endişeli görünüyor.

Politik Vizyona Göre Konumlanma Stratejisi

Ülkeler için sihirli kelimeler refah ve güvenlik, öyle değil mi? Peki 2030’lardan sonrasına bakın, dünyadaki gelişmeler ve Türkiye özelinde cevap arayın, vizyonumuz ve stratejimiz ne, refah ve güvenlik için neler düşünülmeli? Bu stratejik-vizyona esas olacak şekilde, politik anlayışımız, sosyo-politik ve sosyo-ekonomik etkileşimlerimiz ne durumda, neredeyiz, ne tarafa doğru gidiyoruz, riskler neler?
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme