11 Ekim 2021/

Kırılma-5
Gaziantep Karkamış’a Suriye tarafından 5 adet havan mermisi atıldı, Afrin’e bombalı saldırı
PKK/YPG ne yapmak istiyor?
CB Erdoğan Suriye’ye operasyon yapılacağını mı işaret etti?
ABD-Çin rekabeti, Siber, Ekonomik
Yunanistan’ın Türkiye stratejisi
Lübnan
IŞİD, Irak
Bölge terörün kol gezdiği bir yer! Bu daha ne kadar sürecek? İki okyanus arasında kendi kıtasında ABD nispeten rahatken Orta Doğu, Afrika, Hint-Pasifik bölgelerinde terörün bitmemesinden yana mı? Sadece IŞİD mi terör örgütü? PKK/YPG terör örgütüyken birden SDG mi oluverdi? Peki bu ABD’nin SDG dedikleri Türk askerine saldırınca adı terör olmuyor mu? Üstelik Suriye kuzeyinde çıban başı olarak kalan Tel Rıfat’tan sorumlu Rusya. ABD, Suriye’de Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya gelmesinin tuzaklamasını PKK/YPG ile mi yapmak istiyor? Hani Barış Pınarı Harekatı’nı sonlandırmazdan hemen önce Rusya ile Türkiye bölgeden PKK/YPG’nin çıkarılması konusunda mutabakata varmışlardı. Sorun ne? Eğer Rusya PKK/YPG’yi Tel Rıfat’tan çıkaramıyorsa izin versin Türk askeri burayı da özgürleştirsin. Ama eğer Rusya Türkiye’ye, İdlib’e karşılık Tel Rıfat diyor ise bu da çok berbat bir oyun!
Terör sınır içerisine girmek istiyor… Gaziantep’in Karkamış ilçesine sabah saatlerinde Suriye tarafından atılan 5 havan mermisi düştü. Valilik açıklaması: “Karkamış ilçesinde 11.10.2021 tarihi saat 03.30 sıralarında patlama sesleri duyulması üzerine yapılan incelemede bölgeye toplamda 3 mühimmat düştüğü tespit edilmiş; birinci mühimmatın, Karkamış ilçesi sınırlarında bulunan park alanında patladığı, ikinci mühimmatın, Karkamış ilçesi sınırlarında bulunan tren garı içerisindeki ağaca çarparak patladığı, üçüncü mühimmatın ise, Suriye Cerablus sınırları içerisinde bulunan boş araziye düştüğü ve kısmen patladığı tespit edilmiş ve yerel unsurlarca muhafaza altına alınmıştır. Patlama gerçekleşen bölgelerin çevresinde küçük çaplı maddi hasar oluştuğu, ölü veya yaralı olmadığı anlaşılmıştır. Söz konusu tahkikatta mühimmatların gümrüğe yakın bölgede bulunan PYD bölgesinden atılmış olabileceği değerlendirilmekte olup, olayla ilgili araştırmalar devam etmektedir.”
Bir diğer saldırı Afrin’de oldu. PKK/YPG teröristleri Afrin’de düzenlenen bombalı saldırıda ilk belirlemelere göre 5 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi de yaralandı.
İki gündür olan bu terör saldırılarındaki artışın anlamı ne? PKK/YPK Rusya ve rejim güçlerinin kontrolündeki alandan saldırılar yapıyor. Türkiye PKK/YPG terör örgütünün sınırından 30 km güneye kadarki (yaklaşık M4 karayolu) bölgeden uzaklaştırılması hususlarında hem ABD hem de Rusya ile Barış Pınarı Harekatı sürecinde mutabakat imzaladığı halde zaman içinde sonuç alamadı. Bu durumda teröristler Türk askerini bölgeye harekat yapması için tekrar çekmek istiyor olabilir. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri bölgeye operasyon için tekrar girerse karşısında ABD, Rusya, Esad, kısmen de olsa İran ve bunların sahadaki silahlı unsurlarının olma ihtimali vardır.
Karşı taraftan bakıldığında Türkiye hemen herkesi karşısına almış gibi görünüyor. Putin ve Esad İdlib konusunda Türkiye’ye bastırıyor, kendine tehdit gördüğü radikal unsurları kastederek, burayı boşaltsınlar, diyor. Biden geçtiğimiz gün Suriye’de Türkiye’yi tehdit gösteren bir mektup yayımladı. Olağanüstü Hal uzatması için sebep Türkiye gösterildi. Hatta Washington’da Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG, Türkiye’ye göre PKK/YPG teröristleri) siyasi kanadı şeklinde tarif edilen Suriye Demokratik Meclisi (SDM) temsilcilerini ağırladılar. ABD ve SDM ortak bir plan yapmış olmalılar. ABD, Esad ile görüşmeye hazır, Ürdün Kralı’nı devreye koydu. Bu oluşumlarda Türkiye yok. Bugün bir Astana süreci de yok. Soçi görüşmesi var, ama en azından İdlib için ne olacağı açıklanmadı. Hatta Cenevre’de Biden ve Putin ne konuştular sadece kendileri biliyor. Yukarıdan aşağıya bilinmezlik var. Karşıdan bakılınca Türkiye bölgede kendi başına kalmış görünüyor ise PKK/YPG bu durumu kendi lehine okuyor olabilir. Teröristleri cesaretlendiren başka konjonktürel konular da var: Fransa ve Yunanistan birlikte Türkiye aleyhine tutum sergiliyor, ABD ve Yunanistan savunma anlaşmasını yenilediler. Bir de İdlib’den olabilecek yeni göç tehdidi var tabii.
Bu durumda önümüzdeki günlerde Türkiye bir hamleyle kendi pozisyonunu net bir biçimde gösterebilir.
Nitekim akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle dedi: “Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde polislerimize yönelik son saldırı ve topraklarımızı hedef alan tacizler artık bardağı taşırmıştır. Suriye’den ülkemize yönelik saldırıları bertaraf etmekte kararlıyız. Artık tahammülümüz kalmamıştır. En sıra sürede gereken adımları atacağız.“
Neden Kırılma diye bir yazı yazmaya başladığımı şimdi daha iyi anlatmış oluyorum…
Terör konusundan başka alınan haberler şöyle: Domatesi yapay zekalı robotlar topluyor, verim %30 artıyor. Çin yapay zeka üretimiyle ABD’yi geçecek… Rekabet teknoloji alanında ilerliyor. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin gereçleri üzerine üretimini hızla değiştirenler bir adım öne geçiyorlar.
Amerikan Hava Kuvvetleri’nin yazılım sistemlerinden sorumlu şefi Nicolas Chaillan istifa etti. Chaillan, ABD’nin Çin’e karşı yapay zeka savaşını kaybettiğini öne sürdü. Amerikan ordusunun teknolojik dönüşümünün çok yavaş ilerlemesini protesto etmek için bu kararı aldığını söyledi. İngiliz Financial Times gazetesine konuşan Chaillan, ABD’nin, Çin kaynaklı siber ve diğer tehditlere yanıt vermekteki başarısızlığının çocuklarının geleceğini tehlikeye attığını savundu. Chaillan’a göre Çin, yapay zeka ve siber kapasite gibi alanlarda çok başarılı. Bu nedenle küresel düzeyde hakimiyet kurma yolunda ilerliyor. Yeni teknolojilerin ABD’nin geleceği için büyük bütçeli beşinci nesil F-35 savaş uçaklarından çok daha kritik önemde olduğunu vurgulayan Chaillan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çin, gelecekte dünyayı domine edecek. Medyadan jeopolitiğe her alanda bu durum değişmeyecek. Bazı hükümet birimlerinde ABD’nin siber savunması anaokulu düzeyinde.”
Chaillan neden istifa etti, beklentisi neydi, bunlar tartışılır konular. Ancak bir gerçek var, Çin, Dördüncü Sanayi Devrimi ürünlerinin hepsine büyük bir gayret ayırıyor. Siber ve uzayda çok büyük çabaları var. Bunlara yoğunlaşırken, maddi (insan, yetişmiş insan, vs.) gücünü ve istihbarat faaliyetlerini kullanıyor.
Çin Havacılık ve Uzay Bilim ve Teknoloji Kurumu (CASC) tarafından sürdürülen faaliyetler üst seviyededir, kısa zamanda önemli adımlar atmıştır. China Daily’nin 1 Temmuz 2019’da verdiği habere göre, Çin’in 2021’e kadar 192 uzaktan algılama uydusundan oluşan bir takımyıldızı programını başlatmayı planladığı bildirilmişti. sanırım bugün bu program tamamlanmak üzeredir. Böylelikle Çin, Yapay Zeka (AI) teknolojisiyle hazırlanmış yeni versiyon uyduları uzaya gönderiyor. Anladığım şu, ABD’nin programına karşı, her ne kadar pahalıya mal olsa da Çin, yörüngede askeri pozisyon alma sürecinde geri kalmamak ve hatta yapabilirse öne geçmek için kendi programını sürdürüyor. Yeni uydular çoklu çözünürlüklü algılayıcılara sahip.
Ayrıca Çin’in teknolojik olarak çokça dikkat çeken, Tiangong-2 Uzay Laboratuvarı tarafından geliştirilen bir projesinden bahsetmeliyiz. Kuantum teknolojisiyle çalışan, uluslararası açılımı da olan “Quantum Experiments at Space Scale” olarak bilinen bir projesi Micius uydusu var. Bu konu 5G, Kuantum ve Yapay Zeka teknolojisi ile yeni nesil bir ağ oluşturmakla ilgili projedir. Uzmanlarca, yerdeki kabiliyetlerle uzaydaki kabiliyetler ortak çalışma programına sahip olacak ve buna katılmayan bir gömlek geride kalacak, deniyor. Bunun ne önemi var? Eğer Çin bu teknolojiyi kendine göre dünyada belli bir coğrafyada kullanacak olur ise dünya uzaydan itibaren ikiye bölünmüş olacak. Bunlardan ilki Çin’in Micius ağına bağlı ülkeler, diğeri ise ABD ağına bağlı olanlar. Çin 6G’de de şimdiden ABD’nin önündedir.
Küresel yarışta başka bir haber daha var. Şöyle, İngiltere merkezli Ekonomik ve İş Araştırma Merkezi’nin raporuna göre Çin ekonomisi 2028’de Amerikan ekonomisini geride bırakacak. Çin’in koronavirüs ile mücadelede Amerika ve Avrupa’ya kıyasla daha başarılı oldu ve ekonomisine güç kattı. Raporda Çin’in virüsle mücadeleyi iyi yürüttüğü, 2020 yılında ekonomik durgunluğa girmediğine dikkat çekiliyor ve bu yıl %2 büyüdüğüne vurgu yapılıyor. Amerikan ekonomisi ise salgından en kötü etkilenen ülkelerden. Amerika’da virus nedeniyle 330 binden fazla insan hayatını kaybetti, yaklaşık 19 milyon da vaka var. Merkezin raporunda salgın ve bağlantılı olarak ekonomik sıkıntıların iki ülke arasındaki rekabette Çin’e yarar sağladığı kaydediliyor. Rapora göre 2021’de güçlü bir geri dönüşün ardından Amerikan ekonomisi 2022-2024 arasında yıllık %1.9 büyüyecek, bunun ardından gelecek yıllarda %1.6 büyüyecek. Çin ekonomisi ise 2025’e kadar yıllık %5.7 büyüyecek, 2026-2030 arasında ise yıllık %4.5 büyüyecek. Çin’in dünya ekonomisindeki payı 2000’de %3.6 olmuştu. Bu oran şimdiyse %17.8. Rapora göre Çin 2023 yılında “yüksek kazançlı ekonomi” olacak. Rapora göre ayrıca Hindistan 2030’da dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olacak.
Bütün kavga bu büyüme yarışından mı?
Peki terör de neyin nesi? Yapay zeka ile uğraşan insanın günlük yaşamında bu hiç oluyor mu? Bir terslik var! Araçlar, silahlar, elektronik sistemler, vs. geliştiriliyorken bir de bakıyorsunuz bir kent meydanında canlı bomba patlıyor, ortalık kan revan…
Stratejik düşünelim, sorun yaşayan iki ülkeden biri, kendi aralarında anlaşmayı istememek yoluylakazanç elde edebilir mi? Yunanistan’ın stratejisine bakılırsa sorunlu olduğu Türkiye ile karşılıklı oturup anlaşmaya varmadıkça, ancak bunun tersine ittifakını ABD, İsrail, Fransa, vs. ülkelerle yaparsa, sonuçta kazanan oluyor. Demek ki doğrudan sorunu çözmek değil, ittifakla güçlenmek, politik-diplomatik gücü artırmak ve zamana oynamak bir yöntem.
Yunanistan ve hatta Kıbrıs Rum Kesimi bir Avrupa Birliği (AB) ülkesi oldu. Doğu Akdeniz’de eksikleri olsa da Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmalarını Türkiye’den fazla imzaladı. Böylelikle Avrupa’nın egemenlik alanı Levant bölgesine dek ilerlemiş oldu. Yani Akdeniz bir anlamda “Avrupa gölü” oldu. Kazan-kazan bu demek olsa gerek!
Deniz Yetki Alanları (DYA) deyince şunu da bilmemiz gerekir, burada ülkelerin doğal haklarından bahsediyoruz. Karşı tarafın hakkını gasp etmek manası yok burada. Ancak şu var, sorunlu denizlerde iki karşı ülke kendi anlaşmalarını yaparlar. Türkiye kültürü ve hukuk geleneği gereği hak neyse o olsun der,ancak Yunanistan kendi kültürü ve hukuk geleneği gereği DYA için bir anlaşma yapacaksa denizi maksimum ölçekte kullanmak ister, sorun da buradan ortaya çıkar. O halde yeni bir şey yok!
Yunanistan Lozan Andlaşması (1923) gereği olanları yapmıyor, BM Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi gereği 1982 yılı sonrası hukuku işaret edilen DYA için mi anlaşma yapacak! Kara Suları, Kıta Sahanlığı, FIR, SAR, vs. hatlarda anlaşma olmamış, MEB’de mi anlaşma yapacak? Yapmaz! İşte Meis Adası için ortaya koydukları hukuk-garabeti ortada. Hesap bunun üzerine olmalıdır ve uluslararası sistemden yardım veya anlayış beklenmemelidir.
Aslında bunu ABD Çin’e karşı yapıyor: İttifak stratejisi işletiyor. O yapar da Batı kültürünü okuyan diğer ülkeler yapmazlar mı? Joe Biden sürekli ortaklıklarını geliştirmekle ilgileniyor: G7, NATO, AB, Dörtlü, AUKUS, TPP…
Costis P. Papadiochos ekathimerine (11.10.2021) gazetesinde yazıyor, “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni onaylanan Yunan-Fransa anlaşmasını Ege’de veya Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandırarak test etme olasılığı, Atina’yı endişelendiriyor.”
Diplomasi şöyle gelişiyor: Yaptığı doğru veya yanlış bakmıyor, bakılmayacağını da biliyor, o diplomatik hamle peşinde, Yunan tarafı Türkiye’den yana endişe duyuyor, ortaklarına gidip bakın ben haklıyım diyor. Fransa, Yunanistan’a fırkateyn ve Rafale veriyor ve Ege’de güç dengesini savaşmadan bir seviyeye getirdiklerini düşünüyorlar. Hiç değilse bu bile bir zaman kazandırıyor. Politik-diplomatik ortaklar sahada güç dengesini artırıyor.
Bu yetmedi mi, başka bir adım daha var. Yunanistan ve ABD, Karşılıklı Savunma ve İşbirliği Anlaşması’nı (MDCA) beş yıl daha uzatıyor. Yunanlı taş attı da kolu mu yoruldu? Borç verilir, sonra defterden silinir…
Üstelik Joe Biden Türkiye’deki yönetime karşı duruyor, Yunanistan aleyhte ne denli propaganda yaparsa masada o kadar ilerleme imkanı buluyor. Sahada savaş gemilerinin dolaşması ikinci derecede önemli görülüyor. Bu durumda politika-diplomasi-propaganda (pdp) alabildiğine geçerli oluyor.
Türkiye ve Yunanistan 63. istişare toplantısını yaptı. Sonuçta ifade ettiğim tez doğru demek ki… 63 değil, Türkiye ile 163 toplantı yapmak ve sonuçta anlaşamamak zaten Yunanistan’ın işine geliyor. 1923’ten bu yana statüsü belli Ege’de anlaşma hilafına adım atan Yunanistan, sonuç ne? Bırakalım Ege’yi, Doğu Akdeniz’de Türkiye-Yunanistan arasında bir asır daha anlaşmalı bir zemin olmasın, ama Yunanistan diğer bütün ülkelerle anlaşmalı olsun, bu strateji ona daha çıkarcı gelmez mi? Hasmı Türkiye’nin anlaşmalarını görmezden gelmek, yok saymak, kusurlu göstermek bu işin anahtarı tabii.
Yunanistan uzun yıllar PKK terör örgütüne destek verdi, verecektir de. ABD, Fransa, Rusya, vs. ülkeler de PKK terör örgütünü bir aparat olarak kullanmaya devam ediyor. Ve bu sorunu Türkiye’nin sorunu şeklinde tarif etmekteler. Dahası var, Suriye ve diğer yerlerden alınan göç. Yunanistan çizgiyi çiziyor, sorunlu saha Ege denizidir, Avrupa bu hattan itibaren güvenliğini belirlemelidir, Ege’nin doğusu sorunludur, terör, göç, vs. Bunun üzerine Yunanistan AB’nin sınır muhafızı olarak hizmet verir.
Batı dünyasına karşılık bir politika olarak, Çin ile Türkiye yakınlaşması konusunu ileri sürenler olabilir. İşler tam tersine gelişiyor, Çin-Yunanistan alanını genişletiyor, Avrupa Birliği ülkelerinin kapısı konumundaki Pire Limanı’na Çin yatırımı artırılıyor. En azında şimdilik durum böyle. Çin Yunanistan’a yatırım yaptıkça ABD de yapmak istedi, işte kendiliğinden gelişen rekabetten Yunanistan’ın kazancı. Hem Çin için sorun yok, o İpek Yolu’nu canlandırmak istiyor. Türkiye’den alacağı avantajlı imkanlar olursa yatırım yapmaktan kaçınmaz, neticede batıya doğru ilerleme imkanı bulur, ticareti artar. Ortada Türk-Yunan sorunu varmış, pek bakmaz. Çin için ulaşılacak menzil Avrupa’nın kalbi ve hatta Atlantik kıyıları.
Papadiochos yazısında devam ediyor: “Üstelik Türkiye, Yunanistan’ın doğu Ege adalarının askerden arındırılması meselesini yeniden gündeme getirme yolunu seçmiş ve daimi temsilcisinin BM’ye yazdığı bir mektupta, silahsızlanmanın Yunan egemenliğinin bir koşulu olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmiştir.“
Anlaşılan “Yunan egemenliği” bahsi masada tutuluyor. Hatta buna Avrupa egemenliği konusu da eklenebilir, her ne kadar uluslararası hukuk bakımından AB dışarıda tutulur dense de. BM bu durumda ne diyebilir ki? Hem BM’nin bir karar organı olmadığı da açık.
O halde Türkiye hak ve egemenlik konusunu kendisi bulacak, başka yolu kalmıyor. Masada varılacak yol belliyse!..
Lübnan’dan bir olay! Lübnan’ın en önemli sorunlarından birisi de elektrik yok. Lübnan’a elektrik saatle veriliyor. Hatta bir ara Türkiye elektrik için destek vermiş idi. Halen Lübnan’da hayat felç. Bankalar, tedarik zincirleri çalışmıyor, halk perişan… Lübnan’da en çok satılan jeneratör ve yakıt. Bu sabah ülkenin güneyindeki Lübnan Devlet Elektrik Şirketi’ne ait Zahrani petrol tesislerine terör saldırısı olduğu haberi alındı, teyidi bekleniyor. Kime yarar bu saldırı? Lübnan halkına olmadığı açık. İran’a, ülkeyi yarı yarıya yöneten Hizbullah’a, tüm Levant kıyı şeridine yayılmak isteyen İsrail’e, Manda döneminde burayı yöneten Fransa’ya veya başkalarına yarar mı? İstikrarsızlık aranıyor denirse Lübnan zaten istikrarsızlık içinde ve hatta batık ülke sınıfında.
Terör ve terörist sözcüklerinden bıktım, yaz yaz bitmiyor! Irak Başbakanı Mustafa Kazımi, terör örgütü IŞİD’in öldürülen lideri Bağdadi’nin mali işler sorumlu yardımcısı Sami Jasim’i yakaladıklarını açıkladı. Jasim’in soğuk cüzdanında 100 milyon dolar olduğunu ifade eden haberciler var. Daha önemlisi Iraklı askeri yetkililer Jasim’in Türkiye’de yakalandığı bilgilerini sızdırdılar. Bu olay neden bu şekilde servis edildi, düşündürücüdür.
İyi de (sözde) lideri, yardımcısı, onun yardımcısı, sürekli öldürüldü haberleri geliyor, ama ABD Irak ve Suriye’de IŞİD ile mücadele için 522 milyon dolar harcıyor. Kime veriliyor bu paralar? Hem Jasim’in yakalanması konusu Irak’tan bildiriliyor.
NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.
Gürsel Tokmakoğlu